gototopgototop

Editörden

ld59-60

Liberal Düşünce Dergisi Sayı: 59 - 60

There are no translations available.

Takdim
Liberal Düşünce, Yıl 15, Sayı 59-60, Yaz-Güz 2010 Avusturya İktisat Okulu; Özgür Toplumun Ekonomisi Özel Dosyasına takdim.
Piyasa dergisi Yaz 2004 “Avusturya İktisadı; İktisadî Düşüncenin Zirvesi” özel sayısından uzunca bir süre sonra, bu defa Liberal Düşünce derginiz, daha hacimli ve beğeneceğinizi ümit ettiğimiz “Avusturya İktisat Okulu; Özgür Toplumun Ekonomisi” dosyası ile karşınızda.
Bu özel sayımıza yaşayan en önemli Avusturyacı ekonomist olarak adlandırabileceğimiz Kirzner’ın Misesçi kapitalist sistem anlayışına dâir makalesiyle başlıyoruz. Kirzner bu çalışmasında Mises’in piyasayı açıklarken kullandığı ifadelerle ilgili bir gerilimden yola çıkarak, tüketici egemenliği doktrinine ilişkin hayli önemli yorumlamalarda bulunuyor. Özellikle, tekel fiyatı teorisinin Misesçi sistemdeki yerine ilişkin ifadeleriyle, Kirzner’ın aynı zamanda Mises takipçilerinin büyük kısmına getirdiği eleştiri dikkat çekici. Avusturya Okulu’nun dost münekkitlerinden Tullock’un Kirzner’ın bu makalesi için yazdığı eleştiri Mises’in iktisada katkılarını tarihsel bağlamı içinde değerlendirmemizde bize yardımcı olarak, sağduyulu eleştirilerde bulunuyor. Okul’un ülkemizdeki öncü ismi Yay’ın kaleminden, piyasanın ne olup ne olmadığına ilişkin kavrayışımızı geliştiren, Avusturyacı piyasaya bakışı anaakımın bakış açısıyla karşılaştıran bir analizi okuyacağız. Yay, bununla birlikte, Okul’un yalnızca anaakıma eleştiri getirmekle kalmadığını, ayrıca kendi pozitif katkılarını da yaptığını güncel örneklerle dile getiriyor. Bastiat’nın 20. Yüzyıl’daki sureti Henry Hazlitt ile 1983’te yapılan keyifli bir mülâkatla, şöyle biraz arkaya yaslanıp Hazlitt’in hayat hikâyesine ve Okul’un 20. Yüzyıl’daki gelişimine dâir ilginç bilgileri okuyoruz. Uzun yıllar boyu süren birikim ve tecrübelerinin ardından gerçek bir âkil adam sıfatı kazanan Hazlitt’ten demokrasi lehine tercihinin gerekçeleri hakkında fikir sahibi oluyoruz. Özel sayımızın ilk perdesini kapatmak üzere, bir Hayek takipçisi, deneysel iktisadın Nobel ödüllü tartışmasız lideri Vernon Smith’in, bir ömür boyu süren deneysel iktisat çalışmalarına dayalı olarak, Mises’in yöntemi ve mikroekonomisindeki doğru ve yanlışlara işaret eden makalesine yer veriyoruz. Smith’in bu makalesi sonuç kısmında yaptığı müdahaleci zihniyet eleştirisi ve bir Hayek-Mises karşılaştırması ile önemini arttırıyor. Hayek’i lider kabul etmesine karşın, Mises’in rakipsiz olduğunu düşündüğü alanları belirtmesinin ardından, deneysel iktisadın Avusturyacı paradigmayı güçlü bir şekilde destekleyici nitelikte olduğu şeklindeki iddiasıyla, kanaatimce, bu sayının en önemli makalesi olarak adlandırılmayı hak ediyor. White’ın Smith’in bu makalesi için kaleme aldığı kısa bir eleştiri yazısıyla ilk bölümümüzü noktalıyoruz.
Makroekonomiye Garrison ile yapılan detaylı bir tartışmayla geçiş yapıyoruz. Garrrison’un Okul’a getirdiği bazı özeleştirilerin yanında, Okul dışındaki büyük iktisatçılara hakkını teslim etmeye özen gösteren tavrı örnek bir duruş. Skousen’un Avusturyacı konjonktür dalgalanmaları özelinde Friedman’ın iddiasına yanıt amacıyla yazdığı yazının ardından, Büyük Buhran etrafında dönen deflasyon tartışmalarını içeren White’ın ve Horwitz’in yazıları takip ediyor. Özellikle not etmeliyiz ki, Horwitz’in yazısı deflasyon konusundaki muhtemel kafa karışıklığını giderici nitelikte. Bu yazılarla ekonomik krizler hakkında Avusturyacı donanımımızı arttırdıktan sonra güncel ekonomik krize değiniyoruz. Bocutoğlu/Ekinci ikilisinin çalışması 2008 Büyük Çöküşü’nün nedenlerine ilişkin araştırmamızda bizi doğru yere bakmak üzere yönlendirici nitelikte ve Taylor, Avusturyacı açıklama ile önemli paralellikler içeren, detaylı empirik incelemesinde hükümet eylem ve müdahalelerinin krizin nedenleri listesinde ilk sırada yer alması gerekliliği için kanıtını sunuyor. Murray’ın Taylor’ın incelemesine ilişkin eleştiri yazısı, bazı nüans ve yorum farklarına karşın, teyit edici ve destekleyici olmakta. Hayek’in Denationalisation of Money’sinin izinden giderek, serbest bankacılık ve rekabet eden para birimlerinin teorisi ve tarihine dâir yeni çalışmalara imza atan Selgin, Taylor ve Murray’ın yazılarında sorgulanmayan bir hususu, finansal istikrar için merkez bankalarının vazgeçilmezliği zımnî kabulünü sorgulayan yazısında, kısaca ve tarihsel tecrübeye dayalı olarak bir serbest bankacılık-merkez bankacılığı karşılaştırması yapıyor.
Egger’in William Harold Hutt’un hayatı ve eserlerini özetleyen makalesi Klâsik Okul’un devamı olarak Avusturya Okul’u iddiasına ilâveten, Hutt’un eserleri ve fikirleri üzerinden bir Keynes eleştirisi de içeriyor. Bildiğim kadarıyla Garrett’i okuyucumuzla ilk kez buluşturarak bir klâsik metne yer veriyoruz. Skousen’un Adam Smith’in iktisadî düşüncedeki yerini hakkıyla değerlendiren kısa ve aydınlatıcı yazısının ardından, Acar Okul’un iktisat bilimine katkılarını açık ve net surette özetleyip, bazı önemli eleştirilerde bulunmaktan da kaçınmıyor. Acar, özellikle iktisatta matematiğin kullanımına dâir fikirleriyle, kanaatimce, en doğru yaklaşımı benimsiyor. Salin’in otobiyografik bir konuşma metni ile yola devam ederek, kendisinin bir seyahat olarak Avusturya Okulu’nu nasıl keşfettiğini öğreniyoruz. Avusturyacı paradigmayı Oğuz’un hukukî süreçlere, Doğan’ın samuray kılıçlarının üretim sürecine tatbik eden makalelerinin ardından, Baştürk Okul’un temel fikirlerinin ışığı altında politik iktisada eğiliyor. Ve özel sayınıza nokta koymak üzere, Çalık’ın rasyonel aktör kavramına açıklık getiren yazısını okuyoruz.
Elinizdeki özel sayının birkaç nedenin birleşiminden ötürü bilimsel diyaloğa hizmet eden bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. İçerdiği mülâkatlar ve eleştiri yazılarına ek olarak, yazarların fikirlerini tarihsel tecrübe ve empirik verilere dayandırmak suretiyle ifade etmeleri öne çıkan iki unsurdur. Bununla birlikte, önemli bir dozda Okul’a yönelik özeleştiri içermekle kalmayıp, her ne kadar doğrudan karşılıklı yazılarla olmasa da, dikkatli okuyucunun hemen fark edeceği kimi iç tartışma konularını da ihtiva etmektedir. Bu özelliklerin siz okuyucularımıza keyifli bir okuma sunacağını tahmin ediyoruz.
Emeği geçen, yardımcı olan herkese çok müteşekkiriz. Atilla Yayla’ya liberal iktisat okulları serisi fikri için, ve Yusuf Şahin’e yardım ve yönlendirmeleri için ayrıca teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Önümüzdeki yıl Güz döneminde Chicago İktisat Okulu özel sayısını yayınlamayı planladığımızı bilmenizi isteriz.
Daha özgür bir toplum temennisiyle…
Ünsal Çetin
Sayı Editörü

Liberal Düşünce dergisinin Avusturya İktisat Okulu özel sayısını kaçırmayın! 

Takdim


Liberal Düşünce, Yıl 15, Sayı 59-60, Yaz-Güz 2010 Avusturya İktisat Okulu; Özgür Toplumun Ekonomisi Özel Dosyasına takdim.
Piyasa dergisi Yaz 2004 “Avusturya İktisadı; İktisadî Düşüncenin Zirvesi” özel sayısından uzunca bir süre sonra, bu defa Liberal Düşünce derginiz, daha hacimli ve beğeneceğinizi ümit ettiğimiz “Avusturya İktisat Okulu; Özgür Toplumun Ekonomisi” dosyası ile karşınızda.

Bu özel sayımıza yaşayan en önemli Avusturyacı ekonomist olarak adlandırabileceğimiz Kirzner’ın Misesçi kapitalist sistem anlayışına dâir makalesiyle başlıyoruz. Kirzner bu çalışmasında Mises’in piyasayı açıklarken kullandığı ifadelerle ilgili bir gerilimden yola çıkarak, tüketici egemenliği doktrinine ilişkin hayli önemli yorumlamalarda bulunuyor. Özellikle, tekel fiyatı teorisinin Misesçi sistemdeki yerine ilişkin ifadeleriyle, Kirzner’ın aynı zamanda Mises takipçilerinin büyük kısmına getirdiği eleştiri dikkat çekici. Avusturya Okulu’nun dost münekkitlerinden Tullock’un Kirzner’ın bu makalesi için yazdığı eleştiri Mises’in iktisada katkılarını tarihsel bağlamı içinde değerlendirmemizde bize yardımcı olarak, sağduyulu eleştirilerde bulunuyor. Okul’un ülkemizdeki öncü ismi Yay’ın kaleminden, piyasanın ne olup ne olmadığına ilişkin kavrayışımızı geliştiren, Avusturyacı piyasaya bakışı anaakımın bakış açısıyla karşılaştıran bir analizi okuyacağız. Yay, bununla birlikte, Okul’un yalnızca anaakıma eleştiri getirmekle kalmadığını, ayrıca kendi pozitif katkılarını da yaptığını güncel örneklerle dile getiriyor. Bastiat’nın 20. Yüzyıl’daki sureti Henry Hazlitt ile 1983’te yapılan keyifli bir mülâkatla, şöyle biraz arkaya yaslanıp Hazlitt’in hayat hikâyesine ve Okul’un 20. Yüzyıl’daki gelişimine dâir ilginç bilgileri okuyoruz. Uzun yıllar boyu süren birikim ve tecrübelerinin ardından gerçek bir âkil adam sıfatı kazanan Hazlitt’ten demokrasi lehine tercihinin gerekçeleri hakkında fikir sahibi oluyoruz. Özel sayımızın ilk perdesini kapatmak üzere, bir Hayek takipçisi, deneysel iktisadın Nobel ödüllü tartışmasız lideri Vernon Smith’in, bir ömür boyu süren deneysel iktisat çalışmalarına dayalı olarak, Mises’in yöntemi ve mikroekonomisindeki doğru ve yanlışlara işaret eden makalesine yer veriyoruz. Smith’in bu makalesi sonuç kısmında yaptığı müdahaleci zihniyet eleştirisi ve bir Hayek-Mises karşılaştırması ile önemini arttırıyor. Hayek’i lider kabul etmesine karşın, Mises’in rakipsiz olduğunu düşündüğü alanları belirtmesinin ardından, deneysel iktisadın Avusturyacı paradigmayı güçlü bir şekilde destekleyici nitelikte olduğu şeklindeki iddiasıyla, kanaatimce, bu sayının en önemli makalesi olarak adlandırılmayı hak ediyor. White’ın Smith’in bu makalesi için kaleme aldığı kısa bir eleştiri yazısıyla ilk bölümümüzü noktalıyoruz.

Makroekonomiye Garrison ile yapılan detaylı bir tartışmayla geçiş yapıyoruz. Garrrison’un Okul’a getirdiği bazı özeleştirilerin yanında, Okul dışındaki büyük iktisatçılara hakkını teslim etmeye özen gösteren tavrı örnek bir duruş. Skousen’un Avusturyacı konjonktür dalgalanmaları özelinde Friedman’ın iddiasına yanıt amacıyla yazdığı yazının ardından, Büyük Buhran etrafında dönen deflasyon tartışmalarını içeren White’ın ve Horwitz’in yazıları takip ediyor. Özellikle not etmeliyiz ki, Horwitz’in yazısı deflasyon konusundaki muhtemel kafa karışıklığını giderici nitelikte. Bu yazılarla ekonomik krizler hakkında Avusturyacı donanımımızı arttırdıktan sonra güncel ekonomik krize değiniyoruz. Bocutoğlu/Ekinci ikilisinin çalışması 2008 Büyük Çöküşü’nün nedenlerine ilişkin araştırmamızda bizi doğru yere bakmak üzere yönlendirici nitelikte ve Taylor, Avusturyacı açıklama ile önemli paralellikler içeren, detaylı empirik incelemesinde hükümet eylem ve müdahalelerinin krizin nedenleri listesinde ilk sırada yer alması gerekliliği için kanıtını sunuyor. Murray’ın Taylor’ın incelemesine ilişkin eleştiri yazısı, bazı nüans ve yorum farklarına karşın, teyit edici ve destekleyici olmakta. Hayek’in Denationalisation of Money’sinin izinden giderek, serbest bankacılık ve rekabet eden para birimlerinin teorisi ve tarihine dâir yeni çalışmalara imza atan Selgin, Taylor ve Murray’ın yazılarında sorgulanmayan bir hususu, finansal istikrar için merkez bankalarının vazgeçilmezliği zımnî kabulünü sorgulayan yazısında, kısaca ve tarihsel tecrübeye dayalı olarak bir serbest bankacılık-merkez bankacılığı karşılaştırması yapıyor.

Egger’in William Harold Hutt’un hayatı ve eserlerini özetleyen makalesi Klâsik Okul’un devamı olarak Avusturya Okul’u iddiasına ilâveten, Hutt’un eserleri ve fikirleri üzerinden bir Keynes eleştirisi de içeriyor. Bildiğim kadarıyla Garrett’i okuyucumuzla ilk kez buluşturarak bir klâsik metne yer veriyoruz. Skousen’un Adam Smith’in iktisadî düşüncedeki yerini hakkıyla değerlendiren kısa ve aydınlatıcı yazısının ardından, Acar Okul’un iktisat bilimine katkılarını açık ve net surette özetleyip, bazı önemli eleştirilerde bulunmaktan da kaçınmıyor. Acar, özellikle iktisatta matematiğin kullanımına dâir fikirleriyle, kanaatimce, en doğru yaklaşımı benimsiyor. Salin’in otobiyografik bir konuşma metni ile yola devam ederek, kendisinin bir seyahat olarak Avusturya Okulu’nu nasıl keşfettiğini öğreniyoruz. Avusturyacı paradigmayı Oğuz’un hukukî süreçlere, Doğan’ın samuray kılıçlarının üretim sürecine tatbik eden makalelerinin ardından, Baştürk Okul’un temel fikirlerinin ışığı altında politik iktisada eğiliyor. Ve özel sayınıza nokta koymak üzere, Çalık’ın rasyonel aktör kavramına açıklık getiren yazısını okuyoruz.

Elinizdeki özel sayının birkaç nedenin birleşiminden ötürü bilimsel diyaloğa hizmet eden bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. İçerdiği mülâkatlar ve eleştiri yazılarına ek olarak, yazarların fikirlerini tarihsel tecrübe ve empirik verilere dayandırmak suretiyle ifade etmeleri öne çıkan iki unsurdur. Bununla birlikte, önemli bir dozda Okul’a yönelik özeleştiri içermekle kalmayıp, her ne kadar doğrudan karşılıklı yazılarla olmasa da, dikkatli okuyucunun hemen fark edeceği kimi iç tartışma konularını da ihtiva etmektedir. Bu özelliklerin siz okuyucularımıza keyifli bir okuma sunacağını tahmin ediyoruz.

Emeği geçen, yardımcı olan herkese çok müteşekkiriz. Atilla Yayla’ya liberal iktisat okulları serisi fikri için, ve Yusuf Şahin’e yardım ve yönlendirmeleri için ayrıca teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Önümüzdeki yıl Güz döneminde Chicago İktisat Okulu özel sayısını yayınlamayı planladığımızı bilmenizi isteriz.

Daha özgür bir toplum temennisiyle…

Ünsal Çetin

Sayı Editörü

 

Kasım 2010: 3H Blog'ta Neler Konuşuldu?

There are no translations available.

3H Hareketi profesyonel yazarlık dönemiyle birlikte, blogunda her gün bir yazı yayınladı. 3H'liler gündeme, hürriyet, hukuk ve hoşgörüye dair fikirlerini, klişelerden mümkün olduğunca uzak ve özgürlükçü bir perspektifle yazdılar. Devlet otoritesi, Kürt sorunu, zenofobi, zorunlu askerlik gibi konular sıkça işlendi.

 

İşte son bir ayda konuşulanlar:

 

1 Kasım 2010, Berk İdem – Medeniyet: Liberal Bir Yaklaşım

“Medenice yaşadığını düşünen milyarlarca insanın varlığı akla bazı sorular getiriyor: "Medeniyet nedir ve medeni kimdir?" Will Durant' in cevabı: "Medeniyet kültürel eseri yükselten bir sosyal düzendir. Dört elementten oluşur: Ekonomik düzen, siyasal sistem, ahlaki gelenekler ve bilgi ve sanatın peşinden gitmek. O kaosun ve güvensizliğin bittiği yerde başlar. Korku yenildiğinde, merak ve yapıcılık serbestleşir..." (1946) şeklinde...”

Berk İdem, medeniyet kavramının peşine düşüyor ve liberal bir yaklaşımla bu kavramı inceliyor.

 

   
PeaceInPalestine

İsrail Terörünü Kınıyoruz

There are no translations available.

İsrail’in, dün gece sadece sivillerden oluşan yardım konvoyuna vahşi bir şekilde saldırması, tüm dünyanın vicdanını derinden yaralamıştır. Bu saldırının ardından 19 kişinin öldüğü belirtilmektedir. Bunun adı resmen katliamdır. Yola her türlü olanaktan muhtaç kişilere yardım amacıyla çıkan silahsız kişilere orantısız güç kullanan İsrail Devleti’nin, terörist bir mantıkla yönetildiği bu katliamla birlikte tescillenmiştir.
İsrail, siyasal tarihinin en ırkçı hükümeti tarafından yönetilmektedir. Son yıllarda Türkiye ve İsrail’in arasında artan gerilimin başrolünde de, bu faşist yönetim zihniyetin olduğu açıktır. Bu hükümetin, derhal görevinden ayrılması ve tarih boyunca barışçıl bir düzlemde ilerleyen İsrail-Türkiye ilişkilerinin bir grup barbar yüzünden ebedi bir düşmanlığa dönüşmemesi en büyük dileğimizdir.
Türkiyeli vatandaşların bu zorbalığa karşı duyarsız kalması elbette ki mümkün değildir. Yalnız bu vahşi zihniyete karşı verilecek tepkilerin de milliyetçi veya anti-semitist bir forma dönüşmemesi, ülkemizde yaşayan masum yahudi vatandaş ve ziyaretçilerinin kendilerini güvende hissetmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Tepki vermekte haklıyız. Ama tepkilerimizle haksız duruma düşmemeliyiz. Terörün her türlüsünü lanetlemeliyiz. Devletlerin de terörörist olabileceğini unutmamalı fakat mazlum insanların masum duyguları ile oynayarak terörü meşru bir araç haline getiren radikal hareketlerin amacına uygun taşkınlıklarda da bulunmamalıyız. Şiddeti lanetlerken, karşı şiddete başvurmamak gerektiğini unutmamalıyız.
Her ne olursa olsun, İsrail’in bu saldırısının hiç bir vicdani ve hukuki gerekçesi olamaz. İsrail’e sert yaptırımlarda bulunmak, küresel barış taraftarı her ülke için bir zorunluluk teşkil etmektedir. Başta Birleşmiş Milletler üyesi devletler olmak üzere tüm uluslararası güçlerin bu saldırıyı kınaması ve İsrail’e karşı net bir tavır alması en büyük temennimizdir.
Kamuoyuna Duyurulur
3H Hareketi
İsrail’in, dün gece sadece sivillerden oluşan yardım konvoyuna vahşi bir şekilde saldırması, tüm dünyanın vicdanını derinden yaralamıştır. Bu saldırının ardından 19 kişinin öldüğü belirtilmektedir. Bunun adı resmen katliamdır. Yola her türlü olanaktan muhtaç kişilere yardım amacıyla çıkan silahsız kişilere orantısız güç kullanan İsrail Devleti’nin, terörist bir mantıkla yönetildiği bu katliamla birlikte tescillenmiştir.
   


3H Hareketi Doğu Çalıştayı Sonuç Bildirgesi

There are no translations available.

3H(Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) Hareketi, Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan on dört farklı üniversiteden öğrencilerin katılımıyla 24 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır’da organize ettiği “Demokratik Açılımın Parametreleri” konulu çalıştay sonucunda aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmayı uygun bulmuştur:

1. Otuz yıldan beri sürmekte olan çatışma ortamı her gün Kürtlerle Türkler arasına husumet duvarları örmektedir. Bu durum, ülkede yaşayan Kürt kökenli insanları çok boyutlu olarak mağdur ederken, Türkler’de de Kürtlere karşı önyargıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu bakımdan sorunun çözüm yolunun bu çatışma sorunun acilen çözülmesinden geçtiği bilinmelidir.Bu sorunun şiddet yoluyla çözülmeyeceği artık bilinen bir gerçektir. Buradan hareketle daha fazla kan dökülmeden soruna barışçıl çözümler üretilebilmesinin önü açılmalıdır.

   

Ya Liberal Sandıklarımız Aslında Liberal Değilse ?

There are no translations available.

Liberalizm’i salt ekonomik bir doktrin olarak görenlerin kafalarında yerleştirdikleri bazı şablonlar vardır. Derinlemesine bilmedikleri bu fikir akımı hakkında, belki de anlaması ya da kavraması kompleks olduğundandır ki; naif ve basit düşünmekten kendilerine alıkoyamazlar. Gerek popüler kültür gerekse o kültürü yaratan iletişim araçlarının da gazıyla, basit genellemelere gitmek, kafalarda bazı şablonlar oturtmak ve o şablonlarla tüm o kompleksiteyi çözdüğünü sanmak, belki de bu indirgemeci zihniyetin çok daha kolayına gitmektedir.

Tabi bu kolaycılığın sonucunda oluşan bazı kült imajları da yıkmak epey zordur. Konuyu yine liberalizme bağlayacak olursak; Türkiye’de “liberalizm” kavramı, kelimenin tam manasıyla kullanılması bakımından en şanssız kavramların başında gelmektedir. 90’lı yıllarda laik-sünni-beyaz türk kesmi, dincilerden ayırmak adına kullanılan liberal sıfatı; daha sonraları özgürlükçü kesmi aşağılamak ve liberal fikirlerin yayılması yüzünden ezberleri yıkılacak statukocuların  gayretleriyle “liboş”a çevrilivermişti. 2000’li yıllarda ise, bu durum statukonun karşısında duran solcu-sağcı-muhafazakar-devrimci her kesimin liberal olarak adlandırılmasıyla nispeten daha olumlu bir kargaşada devam etmektedir.
   
  • «
  •  Start 
  •  Prev 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Next 
  •  End 
  • »

3H Menü

LiberAlem Kış

kapak180