gototopgototop

Sosyalistler Bazı Ezberlerini Bozmalı (1)

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

cemil ertem* İnsanların en büyük ezberlerinden bir tanesi de; gerçek anlamda piyasanın yıkıcı olduğu ve piyasanın zenginler lehine işlediğidir. Bu kanıtlanmış bir şey değildir...

* Var olan piyasa mekanizmasını manipule ederek, onu çarpıklaştırarak bir garip yapı oluşturan devlet kapitalizmi yıllardan beri süre geldi...

* Ortodoksi sosyalistler sermayeye karşıdır. Senin benim biriktirdiğim, insanlığın emeğine ve zenginliğine neden karşı olacaksın?

* İstatistiki olgular gösteriyor ki; devletin olduğu yerde gelir dağılımı bozuluyor. Tam aksine, piyasanın olduğu yerde gelir dağılımı düzeliyor.
* “Demokratik” planlamayı savunmak büyük bir cahilliktir. Bir kere hiç bir planlama demokratik olmaz. Planlamadan bahsediyorsak, aslında örtülü bir faşizmden bahsediyoruz demektir.

Bu iddialar bize ait değil. Taraf gazetesinin ve Birikim Dergisi’nin sosyalist yazarı Cemil Ertem’e ait. Cemil Ertem, sosyalistlerin artık bazı ezberlerini bozmaları gerektiğini, devletçi kapitalizmin alternatifinin piyasada olduğunu işaret ediyor. Aynı zamanda liberalleri de bir konuda uyarıyor: Sizin okuduğunuz sosyalizmin üzerinden çok sular aktı.  

İki gün boyunca sitemizde yayınlayacağımız röportajdan hem liberallerin hem de sosyalistlerin çıkaracağı bir çok mesaj var..

3H : Cemil Bey, son günlerde “Kapitalizm Kriz’de” demek moda. Siz de yazılarınızda sık sık artık kapitalizmin bittiğini ve yeni bir düzenin dünyaya egemen olacağını söylüyorsunuz. Biz ise kapitalizm değil devletçilik krizde diyoruz mesela. Ama, sanki kapitalizmden kast ettiğimiz şeyler farklı gibi. Sizin kapitalizmden anladığınız nedir?

Cemil Ertem: Benim sizden farklı olarak tezim şu: Devlet, başından beri kapitalizmin hikayesinde var olmuştur. Ve şu ana kadar varlığını sürdürmüş olan kapitalizm, devlet kapitalizmidir.

19. yüzyıla bakacak olursak, mesela Almanya’da devletin egemen bir figür olduğu bir ekonomik gelişme var. Fransa’da keza jakoben etkisi. İngiltere’de ise kapitalizm; önceki örneklerin aksine, tepeden değil aşağıdan serbest rekabetçi ve yarışa yarışa geldi denir. Doğru değil aslında, orada da hep devlet olmuş. Sanayi kapitalizmin gelişmesi; toplumun atomize olması; hep devletin güdümünde oldu. Belirli bir süre kendi dinamiğiyle ilerleyen gelişmelerin hemen ardından Devlet “hop nereye gidiyoruz” diye sorarak, müdahalelerini zamanla artmıştır.

Polanyi der ki: “Kapitalizm tarih boyunca 3 alana müdahale etmiştir”. Polanyi’ye göre, toprak, para ve emek, daima devlet’in yönlendirmelerine ve müdahalelerine maruz kalmıştır.

3H:  Hayek’in Capitalism and Historians eserinde görüyoruz ki, liberallerin iktisat bilimindeki ağırlığının tersine, sosyalistlerin tarih ve sosyoloji (toplum çözümlemesi) alanlarında büyük hegamonyası, siyaset ve iktisadi literatürde geçen bazı kavramların farklı anlaşılmasına ve hatta bazı gerçeklerin ideolojik gerekçelerle farklı sunulmasına neden olmakta. Mesela Sanayi Devriminin işçi sınıfına fakirlik getirdiği söylenir ama Hayek buna karşı çıkar. Ya da, bahsettiğiniz gibi yukardan devlet dayatmasıyla oluşan kapitalizm çözümlemesinin aksine, görmekteyiz ki İngiltere’deki tahıl ithalatını kısıtlayan “tahıl yasası” halktan gelen bir dinamikle iptal edilmiş ya da aynı şekilde Amerikan Büyümesi’ne baktığımız zaman, ferdi girişimlerin şirketleri kurması ve borsalar oluşturması yoluyla kendiliğinden doğan ama gönüllü bir işbirliğine dayanan bir ekonomik düzeni gözlemleyebilmekteyiz. 19. yüzyıl anglo-sakson büyümesinde devlet daima var olmuştur ama günümüz dünyasına kıyasla iktisadi hayatta çok daha az yer almış olduğu da bir gerçek, değil mi?

CE: Frederich List’i korumacılığın babası olarak biliriz değil mi? Ama, halbuki List, aslında bir liberaldir ama ABD’yi ziyaret ettikten sonra korumacı olmuştur. Amerikan tarihi, kapitalizmin inşası bakımından özgün bir tarihidir. Yoğun bir yağmaya; oradaki yerel halkın toprağını gasp ettikten sonra, bir iktisadi gelişmeye sırtını dayamıştır. Ve bu süreci, başından beri devlet yönetmiştir.

Wallerstein de şunu iddia eder, Amerikan Siyasi Hegamonyası’nın bir diğer yüzü de Sovyetler’de tezahür etmiştir.

3H: Nasıl yani tam anlamadım?

CE: Sovyetlerdeki egemen iktisadi anlayışa da devlet kapitalizmi diyebiliriz.

3H: Yani, fiyatların devlet tarafından belirlendiği bir sistem nasıl kapitalizm olabilir ki?

CE: Fiyatlar dışında, oradaki mülkiyet olgusunun tam anlamıyla devlete bırakılması bahsetmek istediğim. Şimdi Amerika’da mülkiyet şirketlerde. Şirketler öyle bir yapı ki, şirketlerin %20’si mülkiyetin büyük çoğunluğunu elde ediyor. Bu da sermayenin kamusal hayata temarküzü sonucunu doğuruyor. Sermaye ve toplumsal ilişki biçimi Sovyetler ve Amerika’da çok benzer burada. Var olan sermayenin, dinamik biçimde çoğalması ve toplumsal ilişkileri hem ekonomik hem sosyal hem de ideolojik olarak yönlendirmesi.

3H: Paranın ters yüzü dediniz ama birey özgürlüğü açısından ben bu paranın ters yüzü argümanına katılmıyorum. Şuna katılabilirim; daha çok sermayeye sahip olan grupların makro-politiğe etkisi, elbette ki sermaye yoksulu kesimden daha fazla olacaktır. Ama, bu demek değil ki; Amerika’daki kişiler, Sovyetler’deki bireylerden daha az özgürdür. Bireylerin, etki alanı ile özgürlük alanı farklı şeyler.

CE: Baktığın zaman, liberal demokrasi Amerika’da uygulanıyor mu? Hayır. Uygulanmıyor çünkü, bireylerin politik bilinci düşük olduğundandır ki, yapılan o kadar özgürlük-demokrasi karşıtı politikaya ses çıkarılmıyor. Politik bilinç dediğimiz şey, demokrasinin ta kendisidir. Var olan haksızlıklara karşı çıkabilme gücü, ancak güçlü demokrasilerde vuku bulur.

3H: Ama, bana göre de tam tersi. Çünkü; toplumun politik bilincinin düşük olması, bir bakıma devletin bireysel hayatlara çok müdahele etmediğinin bir göstergesidir. Devlet ağırlığının yaşamın her yerinde hissedilmediği toplumda insanlar, “Ben kendi işime bakarım, girişimimi nasıl büyütürümün yollarını ararım” ruhunu ön plana koyarlar. “Bana dokunmadığı sürece, devletin ne yaptığı beni ilgilendirmez” düşüncesi, devletin toplum hayatını bir şekilde regüle etmiyor olmasından kaynaklanır. Mesela Türkiye gibi devleti baştacı eden şark ruhunu hala yaşatan toplumlarda, genel seçimde oy verme oranı %80lere kadar çıkabiliyor. Neden? Çünkü devlet o kadar çok heryerdedir ki; devlet ağırlıklı ekonomimiz rantiye ekonomisine dönüşmüştür. İnsanlar devletin yaptığı her işle ilgilenirler, zira orada mutaka koparılacak bir rant vardır. Bu durum, Amerika için geçerli değildir mesela.

CE: Ama Amerika’da borsanın manipule edilmesi, piyasa mekanizmanın işletilmemesi ne kadar tersse, politik yapının da devlet tarafından manipule edilip işletilmemesi, kartelleştirilmesi ve önünün kesilmesi o kadar acayip bir şeydir.

Burdan dünyaya liberal gözlerle bakmakta yarar var. Piyasa, şirketlerin şeffaf olması ve bireylerin haberleşme özgürlüğü ile ayakta kalabilir değil mi? Neye ne zaman karar vereceğinize yardım edecek bilgi edinme özgürlüğünün tesis edilmesi gerekmektedir. Bu olmadığı zaman piyasa da olmaz. Bir bakıma, şeffaf demokrasiye muhtaçtır piyasa.

İnsanların en büyük ezberlerinden bir tanesi de; gerçek anlamda piyasanın yıkıcı olduğu ve piyasanın zenginler lehine işlediğidir. Bu kanıtlanmış bir şey değildir. Çünkü tarih boyunca piyasaya her zaman devlet müdahale etmiştir. Kapitalist devletin müdahalesi hep süregelmiştir.

3H: Çok güzel. Aynı noktadayız. İşte kavram kargaşasından bahsettiğim şey bu. Kapitalizm ile piyasayı birbirinden ayırıyorsunuz.

CE: Evet.. O zaman yapmamız gereken şey , bahsettiğim piyasa mekanizmasını yaratmaktır. Bunun için, kapitalizm dediğimiz ve bıraktığımız zaman hemen birilerinin devleti arkasına alarak, kendi lehine yasalar çıkartan sermaye temerküzünün bireysel özgürlükler aleyhine kullanılmasının önüne geçmenin yolları aranmalıdır. Var olan piyasa mekanizmasını manipule ederek, onu çarpıklaştırarak bir garip yapı oluşturan devlet kapitalizmi yıllardan beri süre geldi. İşte artık burada, demokrasi yoluyla siyasi bir irade devreye girmelidir. Tabi bu siyasi irade, sivil bir iradedir. Yüksek politik bilinçle, toplumun geniş kesilimlerinin katımlasıyla oluşacak bir irade.

Mesela Pax-Romana kendi sonunu, köleleri siyasi hayattan dışlayarak getirmiştir. Zira üretici güç, o zamanın köleleriydi. İkinci pax proje, Pax-Amerikanadır. Ve bu kriz de göstermiştir ki, Pax-Amerikana da ortaya kalkmıştır.

3H: Amerika’nın nesi ortadan kalkmıştır?

CE: Ortadan kalkan, ulus devlete dayanan amerikan emperyal hegamonyasıdır. Bush, Pax Amerikana’nın son temsilcisidir.

3H: Pax-Amerikana ne zaman başlamıştır?

CE: Pax Romana 700 yıl ayakta kalmış aslında. Pax Amerikana ise ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmış ve işte en fazla 70-80 yıl dayanabilmiştir. Çok kısa bir dönem bu. Çünkü, Pax-Amerikana ulus devlet üzerine oturuyor. Kendisi ile beraber yürüyecek diğer kapitalist devletleri de kendi dışında bırakıyor.

3H: Yani diğer devletlerle iş birliği yok mu diyorsunuz?

CE: Tabi yok. Mesela, 2.Dünya savaşından sonraki dünyanın düzenini Keynes’in belirlediğini iddia ederler. Halbuki Keynes’in planı, Dünya Merkez Bankası ve ortak bir para birimini savunmaktadır. Peki geçerli olmuş olan Amerikan planı nedir? Dolar egemen para olacak ve biz senyaroj hakkını sonuna kadar kullanacağız. Ve bu gücün arkasında sadece biz olacağız. Amerika’nın militer gücü.

3H: Şimdi burada çok ortak noktamız olduğunu da farketmişsinizdir umarım. Çünkü, geleneksel sosyalist anlayışı şunu iddia eder; 1945-2007 arası kapitalizm yeniden dirildi ama bir gün ve belki bugün çökecek. Ama siz diyorsunuz ki; kapitalizmin fakirlik getirdiği ispatlanamamış bir şeydir.

CE: Kapitalizm demedim, serbest piyasa fakirliğe neden olmaz dedim. Ortodoksi sosyalistler sermayeye karşıdır. Alper’in Sarp’ın biriktirdiği, insanlığın emeğine ve zenginliğine neden karşı olacaksın? Sermayeye karşı olunmaz. O bir toplumsal ilişki biçimidir. Ona neden karşı olunsun ki? O ancak, dönüştürülür.

İşte piyasanın bütün açıklığı ile insanlığın hizmetinde olması ve insanların bu yolla önünü görmesi ve beklentilerini karşılamasını...

3H: Destekliyor musunuz?

CE: Elbette...

İkinci kısımda:

* Yeni ekonomik düzen, piyasayı dışlayabilir mi?
* Şeffaf demokrasi modeli aracılığı ile girişim hürriyetine ve özel mülkiyetine dayanan bir piyasayı sosyalistler savunabilir mi?
* Piyasa devlet müdahale etmediği sürece zenginlik getiren bir mekanizma mıdır?
* Marx’ın anlattıkları sosyalistler için yeterli midir?
 
Son Yazılar

3H Menü

LiberAlem Kış

kapak180