gototopgototop
3H Hareketi Üyelerinin Blogu

Çokkültürcülük ve Liberalizm: Aynı Saflarda Ayrı Düşünmek PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Salı, 27 Temmuz 2010 23:21

Çokkültürcülüğe Bir Bakış

EPluribusUnum
Çokkültürcülük olgusu günümüz siyaset teorisinin ilgi alanından birisidir. Ancak çokkültürcülüğü önemli kılan husus, onun, teorik anlamından ziyade, içerdiği pratik sonuçlardan kaynaklanmaktadır. Ulus-devletin “aşınmaya” uğradığı – ya da bunun tartışıldığı – günümüz siyaset dünyasında çokkültürcülük ulus-devlet sonrasına tekabül eden yeni bir düzeni mi, bir anlamda ulus-devletin yaratıcısı olan modernite sonrasını mı, yani post-modernizmi mi, yoksa ulus-devlet içerisindeki kırılganlığı tamir edebilecek bir ihtiyacı mı yansıtmaktadır? Bir başka önemli konu, küreselleşme ile ortaya çıkan kimlik krizi’dir. Küreselleşme, ulusları birbirine yakınlaştırmakla kalmamıştır – daha doğrusu küreselleşme salt teknolojik bir yakınlığı içermemektedir.

 
Toplanma Özgürlüğü, 1 Mayıs ve Kamusal Alanların Trajedisi PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 03 Mayıs 2010 04:14
1mayistaksim3The Tragedy of Commons Üzerine

Garett Hardin’in “The Tragedy of Commons” adlı meşhur tezini bilmeyen yoktur. Fakat biz bilenler için yeniden anımsatalım. Yeniden anımsamamız gerek; çünkü 1 Mayıs kutlamaları ve benzeri gösterilerde görüldüğü üzere “kamusal” bir alan yaratmak ile özgürlük sağlanmamakta, aksine özgürlük ihlali yapılmaktadır.

Bu yazı iki temel tez üzerine odaklanacaktır: birincisi, kamusal bir mal veya hizmet, şayet ondan sadece belli bir dönemde belli bir zümrenin faydalanmasına olanak sağlıyorsa, tamamıyla özgürlüklerin aleyhinde bir durum yaratır. Bu iktisadi ve hukuki açıdan böyledir. Çünkü özgürlüklerin pozitif yorumu yapıldığı takdirde, mutlaka bireylerin negatif özgürlükleri tehlike altına alınacaktır.
 
Rasim Ozan'ın Sorunlu Kavramları Üzerine Birkaç Satır: Serbest Piyasa, Rekabet, Tekelleşme Kavramlar PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Pazar, 07 Mart 2010 03:28
confusion-newRasim Ozan Kütahyalı, “…kapitalizmin tarihi serbest piyasayı boğma tarihidir” diyerek üstünkörü bir yorumda bulunarak, kapitalizmin semantik düzlemdeki olumsuz algılanışını, serbest piyasa kavramıyla gidermeye çalışmıştır. Aynı mantık, “acaba kapitalizm mantık açısından serbest piyasadan daha farklı bir şey midir” sorusunu sormamıza sebep olmaktadır. Ancak mantıki süreci takip eden okuyucu, kapitalizm ile serbest piyasa arasındaki farklılığın ne olduğuna dair ikna edici ve tutarlı bir argümana Rasim Ozan’ın satırlarında rastlamamaktadır.

Kapitalizm kelimesini yaygın biçimde kullananlar, genel kanının aksine, liberaller değil sosyalist kesime mensup olanlardır. Kapital kelimesinin Marksist jargonda üstlendiği olumsuzluğu vurgulamak açısından sosyalistler tarafından tercih edilmektedir. Oysa liberal kesim içerisinde bu konuda ne genel bir kanı vardır ne de serbest piyasa ile kapitalizm arasında kökten bir ayrım olduğuna dair yaklaşımlar mevcuttur.
 
Liberalizmi Doğru Anlamak - Rasim Ozan Kütahyalı'ya Cevap PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Perşembe, 25 Şubat 2010 04:02
friedrichVonHayek1Taraf Gazetesi köşe yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, 17.02.10 tarihli köşesinde, liberal iktisat anlayışlarını oldukça önyargılı bir üslup ve anlayışla eleştirmiş ve serbest piyasa ile rekabet olguları arasındaki ideal bağın ontolojisini sorgulamış. Bununla kalmayarak, ünlü filozof ve iktisatçı Hayek’in düşünceleri ile David Hume çizgisi arasında bir farklılık olduğunu iddia etmiş ve Hayek’in muhafazakar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş. Ayrıca yine yazısında ünlü iktisatçı Ludwig von Mises’i de eleştiriye tabi tutarak, Batı literatüründe kimsenin Mises’i bir “liberal-demokrat” olarak görmediğini söylemiş.

 
Jüristokrasi ve Demokrasi Sarkacında İlerleyen Modern Türkiye PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Pazar, 21 Şubat 2010 04:18
Türkiye’nin siyasi yapısında hakim unsur aşkın devlet geleneği ve toplumun bilfiil bu aşkınlık içerisinde kontrollü tutulmasıdır. Türk modernleşmesi denilen olay da zaten budur. Felsefi-düşünsel hiçbir amaç ve araç taşımayan bu modernleşme, tamamen kurumsal devlet anlayışının güçlendirilmesi üzerine oturtulmuştur. Batı’da mülkiyet ilişkilerine dayalı gelişen ve zaman içerisinde iktidarın sınırlandırılması ve sivil toplumun genişlemesi gibi “toplumsal” bir nitelik taşıyan hakiki modernleşme Türkiye’de hiçbir zaman görülmemiştir. Tüm modernleşme hareketleri ve çabaları toplumun düşünsel bir refleksi veya başkaldırısı olarak değil, devletin kendi iktidar yapısını güçlendirme ve bu yapının meşruiyetini sağlama alma çabası ile sonuçlanmıştır. Sonuçta Türk modernleşmesi tek kelimeyle özetlenecek olursa, reel-politik etkisinde gelişen ve daha ziyade “realist-pragmatist” çizgiler içeren bir olgudur.
 
Serbest Piyasa Hacker'ları Gerçekçi Olabilir mi? PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 30 Ocak 2010 03:05
chains“İnternet herkesin kullanımına açıktır, ancak kapitalizm her şey için bir sahip ve bedel talep etmektedir. Düşüncelerdeki bu yeni özelleştirme yaygın bir tepkiye ve adaletsizlik duygusuna yol açtı. Fikri mülkiyet haklarının sıkı bir şekilde kontrol edilmesi aslında gelişmenin yavaşlamasına neden olmaktadır. Yeni teknolojiler standart kapitalist işletme modelini aşmış durumda. İnsan yaratıcılığını zincirlerinden kurtarmak için kapitalizmden de kurtulmamız gerekiyor. İnternet bize sosyalizmde nelerin mümkün olabileceğine dair bir fikir veriyor. Onu bizden almalarına izin vermeyin!”

diyor, Mick Brooks yayınladığı “Kapitalizm ve İnternet” adlı makalesinde. Ona göre kapitalizm her şeyi “bir kutuya hapsetmek” ister çünkü ancak bu sayede onu metalaştırıp pazarlayabilmesi gündeme gelir. Brooks’un asıl eleştirisi ise, fikri mülkiyet haklarıdır. Fikri mülkiyet hakları, insanların düşünmek için sahip olduklarını “sandıkları” teşvik sonucu oluşan kapitalist bir hegemonya mantığının doğal bir biçimidir.
 
Vazgeçilemez Haklar, Vazgeçilebilir Siyasallık PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Pazar, 24 Ocak 2010 04:00
seyitkutup_aec4a6d4fbe66b4027cb893e60d6134aÇağdaş siyaset felsefesinin en güncel konularının başında antik Yunan’dan günümüz modern döneme kadar süregelen ve giderek kozmopolit bir hal alan demokrasi teorisi gelmektedir. Demokrasi neden bu kadar popülerdir sorusu hala üzerinde mutabakata varılacak derecede bir ilkesel konsensüse gelememiştir. Kavramın giderek popülerleşmesi ve evrenselleşmesi muğlaklaşmayı beraberinde getirmiştir. Halkın yönetimi ile tanımlanan ve Sartori’nin deyimiyle “gücünü bu belirsizlikten alan” demokrasi, tanımının içerdiği soyut ve genel formülasyon neticesinde diğer siyasal sistemler ile arasına net bir çizginin konulamamasına sebep olmuştur.
 
Peki Ya Devlet? PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Cuma, 15 Ocak 2010 04:04
wbOPspooner0710-420x0Piyasa Başarısızlığı  Teorisi (market failure theory) uzun zamandır iktisadi literatürde piyasa üzerinde devlet müdahalelerini meşrulaştırmaya dönük  öneriler ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu taraf yazarlara göre piyasa başarısızlık üreten bir olgudur, ekonomik dengeyi kırılganlaştırmaktadır ve istikrar sorunu yaratmaktadır. Ancak bu yazarların göz ardı ettikleri en temel nokta devletin 1970’li yıllardan itibaren hayli fazla yükselttikleri müdahale hızının da “olumsuz” sonuçlar yaratmış olmasıdır. Kaldı ki söz konusu dönemin ardından ortaya atılan Devletin Başarısızlığı Teorisi (governmental failure theory) piyasaya dönük eleştirileri cevaplamaya başlamıştır.  

Piyasanın başarısızlığından dem vuran yazarlara göre birincil sorun piyasanın rekabeti engellemesi ve önlemesidir. Tekel oluşumlarından, işverenler arası oluşan birliklere kadar giden yapılanma ve süreçler eleştiri bombardımanına tabi tutulmuştur.
 
Bir Açılımın Anatomisi II PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Perşembe, 07 Ocak 2010 04:16
Türk Siyaset Geleneği ve Açılım
kurdishrapstory
Türk siyasetinde tartışmalar neden devamlı “kimlik” sorunsalına dönüşmektedir, bunu düşünmemiz lazım. Aslında yüzyıllardır devam eden bir problemi işaret ediyoruz; Tanzimat’tan bu yana modernleşen merkez – kati surette çevre değil – bürokratik dönüşümünü gerçekleştirdiğinde toplumsala olan ilgisi, algısı ve beklentisi de değişti. Çoğu kereler Cumhuriyet dönemi bu tarz eleştirilerin konusu olsa da hem tarih hem sosyoloji hem de siyaset bilimi bu görüş taraftarlarını yalanlamaktadır. Sebebi şudur; Cumhuriyet dönemi modernleşmesi, Tanzimat kaynaklıdır ve Osmanlı modernleşmesinin son halkasını temsil eder.

Bu modernleşme üç aşamadan müteşekkildir: İlki, geleneksel asli devlet aygıtlarını Batı standartlarına uyarlamak, böylece Batı ile yarışır hale gelebilmek.İkincisi, devletin tüm adli ve idari yapısını da bu standarda göre uygulamak, böylece Batı’nın yaşadığı modernleşmeyi kurumsal düzeyde tamamlamak. Üçüncüsü, bu dönüşümü toplumsal alana indirmek, halka benimsetmek, bu sayede idari Batılılaşmayı halkın Batılılaşmasıyla tamamlayarak, gerekli güce ve imkanlara sahip olmak. Özetle, bugün eleştirilen “vesayet” ya da bürokratik tahakküm ile halkın zorla bazı değerlere
 
Bir Açılımın Anatomisi I PDF Yazdır e-Posta
Efe Baştürk tarafından yazıldı.   
Perşembe, 17 Aralık 2009 04:08
Totemler ve  Tabular Arasında Sıkışan Liberalizmin Krizi
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
20091002_derin_dusunce_org_kurt_acilimi
Türk siyasetinin ana gerilim hattını oluşturan Kürt Sorunu, bilhassa konjönktürel siyasi dalgalanmaların ve popüler kültürün hakim baskıncılığı ile sürekli ad değiştirse de, sorunun kaynağı ve tarafların argümanları devamlı aynı istikamette ilerlemekte. Sorun şu ki, sorunun niteliği ve adı belli iken, ve çözüm söz konusu sorunun asli niteliği dışlanarak yapılmakta iken, bir de buna tarafların kati surette tabu olarak yapılandırdıkları söylem alışkanlıklarından vazgeçmeye niyetli olmadıkları anlaşılıyorken, “açılım”ın görkemli bir kapanışa sahne olması elbette ki makul ve olasıdır.  

Şimdi meselenin hem öznesi hem nesnesi olan tarafa bakalım: bu kesimde, kesinlikle sorunun çözümsüzlüğünden beslenen bir siyasi yapı var ve bu yapının temel özelliği, meseleyi devamlı milliyetçi, şovenist ve popülist ele almaya eğilimli olması. Kürt milliyetçiliğinin tabi bir milliyetçilik olamayışının arkasında da bu neden yatmaktadır.
 
«BaşlangıçÖnceki12SonrakiSon»

Sayfa 1 / 2