gototopgototop

Kumanda Ekonomisi mi İsterdiniz? PDF Yazdır e-Posta
Share
Mustafa Erdogan tarafından yazıldı.   
Pazar, 18 Temmuz 2010 12:10
Vahşi kapitalizm” ve “neo-liberal hegemonya” günümüz sol söyleminin (İslamcı versiyonuyla birlikte) en yaygın karalama yaftaları, ama yine de aynı çevreler “neo-liberal hegemonya”dan yakınıyorlar. Asıl hegemonik gücün “hikmet-i hükümet”le harmanlanmış bir Kemalizm olduğu Türkiye’de bile bu böyle. Peki ama, sözümona “neo- liberal hegemonya”ydan şikâyet etmek ve habire “vahşi kapitalizm”i taşlamak neye yarıyor dersiniz?...
En başta, sosyalist solun yirmi yıldır yüzleşmemekte direndiği bir büyük sorununu gözlerden saklamaya: Bunlar nasıl bir iktisadi örgütlenme tarzından yana olduğu konusunda pek renk vermiyorlar. Solun yazarları ve “kanaat önderleri”  sürekli olarak “kapitalist  düzen”i eleştiriyor ama kendilerinin nasıl bir ekonomik düzeni tercih ettiklerini bir türlü söylemiyorlar. Bunun akıllıca bir propaganda stratejisi olduğunu teslim etmek gerek.
Öyle ya, bir şeyin “vahşi” olanı üstümüze çöreklenmişken, “peki bunun daha insani ve medeni olan alternatifi nedir” diye sormak kaç kişinin aklına gelir?...
Sürekli kapitalizmin “vahşiliği”ni gündeme getirmek aslında insanlarda duygusal bir tarafgirlik yaratma amacı güdüyor. Böylece onlara, “insani duygularınızı yitirmemişseniz, kapitalizme karşı çıkmak zorundasınız” denmeye çalışılıyor. Fazladan, bu yolla, piyasa ekonomisi taraftarlarını “katı yürekli, zalim”, buna karşılık sosyalistleri ise “iyi niyetli, hayırhah” kişiler olarak kategorize etmeniz kolaylaşıyor. Bu da insanlarda şöyle bir illüzyona yol açıyor: Refahın üretilmesi “iyi niyetli” olma meselesinden ibarettir ki iyi niyetliler de zaten tanımı gereği sosyalistlerdir.
Bu söylemin şöyle bir kandırıcılığı da var: “Vahşi kapitalizm”i öne çıkarmak doğrudan doğruya “piyasa ekonomisi”ne saldırmaktan daha avantajlı. Böyle yapmakla piyasa ekonomisini konuşmaktan da kaçınmış oluyorsunuz. Konuşmaktan kaçınamadığınız durumda da sloganlar imdadınıza yetişiyor. “Piyasa fetişizmi”, “piyasa çılgınlığı” gibi birkaç sloganı art arda sıralamakla muhataplarınızda istediğiniz duygusal tutumu yaratabiliyorsunuz.
Ama insan merak ediyor,  sizin “sosyalist hesaplamanın imkânsızlığı”na dair literatürden, komuta ekonomisi modelinin çöktüğünden hiç mi haberiniz yok?
Bu meselede sosyalist sol kadar katı olmayanlar ise aynı şeyi, “kötü” olanın piyasa veya piyasa ekonomisi değil kapitalizm olduğunu, onun tanımı gereği “vahşi” olduğunu söyleyerek yapıyorlar.
Oysa, asıl konuşulması gereken, piyasa ekonomisine yer vermeyen bir sosyo-politik düzenin nasıl bir şey olacağıdır. Devletin sadece geçim kaynaklarını değil, her türlü sivil ve kültürel etkinliği mümkün kılacak maddi araçları da elinde tuttuğu bir yerde ne kadar özgürlük ve medeniliğin kalacağıdır. Ekonomik araçlara komuta eden, herkesin “velinimeti” bir devleti sivil hayata, kamu alanına ve siyasete de komuta etmekten nasıl alıkoyacağınızdır önemli olan.  Konuşmanız gereken, “yeniden dağıtma”yı tasarladığınız zenginlik ve refah eğer Tanrı vergisi bir şey olarak “orada öyle” duruyor değilse, onu nasıl üreteceğinizdir.
Öte yandan, piyasa ekonomisinin sadece eksik-gediklerini gündeme getirenler insanların “melek” olduğuna ve “yeryüzünde cennet”in mümkün olduğuna mı inanıyorlar? Böyle bir inancın peşinde koşmanın muazzam insani maliyetlerine ilişkin tarihsel tecrübeden halâ hiç bir şey öğrenemediler mi?...
capitalism-rocks-protestVahşi kapitalizm” ve “neo-liberal hegemonya” günümüz sol söyleminin (İslamcı versiyonuyla birlikte) en yaygın karalama yaftaları, ama yine de aynı çevreler “neo-liberal hegemonya”dan yakınıyorlar. Asıl hegemonik gücün “hikmet-i hükümet”le harmanlanmış bir Kemalizm olduğu Türkiye’de bile bu böyle. Peki ama, sözümona “neo- liberal hegemonya”ydan şikâyet etmek ve habire “vahşi kapitalizm”i taşlamak neye yarıyor dersiniz?...
En başta, sosyalist solun yirmi yıldır yüzleşmemekte direndiği bir büyük sorununu gözlerden saklamaya: Bunlar nasıl bir iktisadi örgütlenme tarzından yana olduğu konusunda pek renk vermiyorlar. Solun yazarları ve “kanaat önderleri”  sürekli olarak “kapitalist  düzen”i eleştiriyor ama kendilerinin nasıl bir ekonomik düzeni tercih ettiklerini bir türlü söylemiyorlar. Bunun akıllıca bir propaganda stratejisi olduğunu teslim etmek gerek.
Öyle ya, bir şeyin “vahşi” olanı üstümüze çöreklenmişken, “peki bunun daha insani ve medeni olan alternatifi nedir” diye sormak kaç kişinin aklına gelir?...
Sürekli kapitalizmin “vahşiliği”ni gündeme getirmek aslında insanlarda duygusal bir tarafgirlik yaratma amacı güdüyor. Böylece onlara, “insani duygularınızı yitirmemişseniz, kapitalizme karşı çıkmak zorundasınız” denmeye çalışılıyor. Fazladan, bu yolla, piyasa ekonomisi taraftarlarını “katı yürekli, zalim”, buna karşılık sosyalistleri ise “iyi niyetli, hayırhah” kişiler olarak kategorize etmeniz kolaylaşıyor. Bu da insanlarda şöyle bir illüzyona yol açıyor: Refahın üretilmesi “iyi niyetli” olma meselesinden ibarettir ki iyi niyetliler de zaten tanımı gereği sosyalistlerdir.
Bu söylemin şöyle bir kandırıcılığı da var: “Vahşi kapitalizm”i öne çıkarmak doğrudan doğruya “piyasa ekonomisi”ne saldırmaktan daha avantajlı. Böyle yapmakla piyasa ekonomisini konuşmaktan da kaçınmış oluyorsunuz. Konuşmaktan kaçınamadığınız durumda da sloganlar imdadınıza yetişiyor. “Piyasa fetişizmi”, “piyasa çılgınlığı” gibi birkaç sloganı art arda sıralamakla muhataplarınızda istediğiniz duygusal tutumu yaratabiliyorsunuz.
Ama insan merak ediyor,  sizin “sosyalist hesaplamanın imkânsızlığı”na dair literatürden, komuta ekonomisi modelinin çöktüğünden hiç mi haberiniz yok?
Bu meselede sosyalist sol kadar katı olmayanlar ise aynı şeyi, “kötü” olanın piyasa veya piyasa ekonomisi değil kapitalizm olduğunu, onun tanımı gereği “vahşi” olduğunu söyleyerek yapıyorlar.
Oysa, asıl konuşulması gereken, piyasa ekonomisine yer vermeyen bir sosyo-politik düzenin nasıl bir şey olacağıdır. Devletin sadece geçim kaynaklarını değil, her türlü sivil ve kültürel etkinliği mümkün kılacak maddi araçları da elinde tuttuğu bir yerde ne kadar özgürlük ve medeniliğin kalacağıdır. Ekonomik araçlara komuta eden, herkesin “velinimeti” bir devleti sivil hayata, kamu alanına ve siyasete de komuta etmekten nasıl alıkoyacağınızdır önemli olan.  Konuşmanız gereken, “yeniden dağıtma”yı tasarladığınız zenginlik ve refah eğer Tanrı vergisi bir şey olarak “orada öyle” duruyor değilse, onu nasıl üreteceğinizdir.
Öte yandan, piyasa ekonomisinin sadece eksik-gediklerini gündeme getirenler insanların “melek” olduğuna ve “yeryüzünde cennet”in mümkün olduğuna mı inanıyorlar? Böyle bir inancın peşinde koşmanın muazzam insani maliyetlerine ilişkin tarihsel tecrübeden halâ hiç bir şey öğrenemediler mi?...

 

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
 
daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Son Yazılar