There are no translations available.
İçinde bulunduğumuz kasım ayının başlarında Liberal Demokrat Parti'nin kurucusu Besim Tibuk bir basın toplantısı düzenleyip, yaşanan terör olaylarına karşı çözüm önerisini basınla paylaşmıştı. İdam cezasını belirli bir süre için geçici olarak getirilmesini ve teröristbaşının ölüm korkusuyla terör olaylarını durduracağı fikrini ortaya atmıştı. Bu yazıda bu öneriden ziyade, önerinin tartışmak için aklıma getirdiği idam cezasını ele almaya çalışacağım.
İşlenen bir suça karşı verilebilecek en büyük cezadır idam. İdam cezası uygulamasının devamını isteyen kesim bir insanın yaşama hakkını elinden alan bir katilin yaşama hakkına sahip olmadığını savunurken, idam cezasına karşı olan insanlar, ne türlü bir suç işlenirse işlensin, çözümün yaşama hakkına müdahale ederek yapılan infazın olmadığını savunuyor. Konunun iyi bir analizini bir hukukçu benden çok daha iyi yapacaktır; fakat ben idam cezasının tamamen yadsınamayacağını düşünüyorum.
İlk olarak bir insanın başka bir insanı öldürmesinin ne anlama geleceğini düşünelim. Başka bir insanın yaşama hakkını sonsuza kadar elinden almak insan haklarını yok saymaktır, reddetmektir. Orman kanunlarını benimseme anlamına gelir. Orman kanunlarının geçerli olduğu bir düzende yaşama hakkından bahsedilemez.
Ölüm cezasının suçları azalttığına ve önlediğine dair hiçbir kanıtın olmadığı doğrudur. Caydırıcılık özelliği olduğunu söyleyerek idamın uygulandığı ülkeler ile bu cezanın olmadığı ülkelerde işlenen suç oranları arasında caydırıcılığı haklı çıkaracak hiç bir korelasyon yoktur. Fakat, konu zaten cinayetlerin önlenmesi veya azaltılması değildir. Suçun hak edilen cezasının verilmesidir, adaletin sağlanmasıdır. Adalet haklının haksızdan hakkını denk olarak karşılığını alması olmadır.
İdamın kapsamını, adaletin yerine getirilmesini istiyorsak iyi çizmemiz gerekmektedir. Bunun sınırları çizilmediğinde tarih bize bu cezanın siyasi otoritenin bir aracı haline geldiğini göstermiştir. Özellikle devletçi sistemlerde “ülke menfaati”, “milli hedef” adı altında milyonlarca insan katledilmiştir. Bu “milli hedef” için “ya sev ya terk et!” veya “itaat et veya öl!” politikası izlenmiştir. (Nazi Almanya’sı, Sovyet Rusya, Küba,…Yakın tarihimizde de istiklal mahkemeleri ve darbe dönemleri gerçekleştirilen infazlar siyasi otoritenin bunu bir baskı aracı olarak kullandığının kanıtıdır.)
Adalet mekanizması içerisinde zaman zaman büyük hatalar yapılmaktadır. İdamın uygulanmasında da en fazla düşündürücü nokta masum bir insana uygulanmasıdır. Ölüm cezası bir insanın yaşamına nokta konması olduğu için, yapılacak bir hatada geri dönüşü olmayan vahim bir hata yapılmış olacaktır.
Suçsuz insanların yanlış bir infazının önlenmesi için güzel bir öneri vardır. Katilin suçsuz olduğunu ispatlayacak bir kanıtın örneğin 10 yıl içinde getirilmesi durumunda mahkûmun serbest bırakılması; eğer suçsuzluğu kanıtlanamazsa da infazın uygulanmasıdır(*). Bu öneriyi sunanlar buradaki prensibi şöyle açıklamaktadır: Böyle bir sürenin öngörülmesindeki niyet yüzlerce katilin yaşamasına izin vermek bir masumun idamından daha iyidir.
Bir katilin infazı “kötünün cezalandırılması” anlamına gelirken, bir günahsızın infazı “iyinin kurban gitmesi” anlamına gelmektedir. Adaletin ilk amacı kötüyü cezalandırmak değil iyiyi ödüllendirmek olduğundan, sonuç olarak kötüyü cezalandırmak iyiyi ödüllendirmektir.
Hemen akla eğer önerilen sürede -10 yılda- suçsuz olan kişi suçsuzluğunu ispatlayamazsa ne olacak? sorusu gelecektir. İdamın uygulanması için sunulan bu önerinin de eksik tarafı buradadır. Bu noktada katilliği kesin olarak ispatlanmış kişilere idam uygulanabilir diye sınırlayabiliriz.
İdam cezasına karşıt olanların "tüm suçların geri dönüşümü yoktur" itirazına karşılık, yazımın başında da belirttiğim gibi bir insanın yaşam hakkının elinden alan kişi insan haklarının varlığını reddetmiştir ve adil cezası idam olmalıdır. Devletin eline ölüm vermekten korkan idam cezası karşıtlarının bu noktada haklı olduğunu söyleyebilirim. Belki buradan sonra da Liberteryenlerin tasvirini kurdukları devletsiz yaşam içinde bu cezanın yaşama hakkı ihlaline ideal ceza olduğunu söyleyebilirim.
Sonuç olarak idam cezası, sadece zanlının katil olduğu durumda ve suçluluk ya zanlının suçunu itiraf ederek ya çok açık kanıtlarla ispatlanıyorsa uygulanması gerekir…
*Öneri www.capitalism.org 'a aittir.
Favori olarak işaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 1065
Yorumlar (0)

| < Prev | Next > |
|---|








