gototopgototop
  3H Blog


Muhafazakârlar, İslâm ve Düşünce Özgürlüğü

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

 

Düşünce özgürlüğü, anlam itibariyle siyasi çağrışımlar yapsa da, düşünce özgürlüğünü savunanların sadece siyasi alandaki engellerle değil, özgür düşünce önüne koyulmuş her türlü setle savaşması gerekiyor. Tabu haline getirilmiş fikir ve davalar bu konudaki en büyük sıkıntı.
Türkiye’de iki tip zihniyet çok yaygın. Genel isimleriyle zikretmek gerekirse, ki ben iki isme de sıcak bakmıyor ve bu zihniyetleri adlandırmada eksik-yanlış olduklarını düşünüyorum, bunlar Kemalistlik ve muhafazakârlık.
Kemalizmin, zaten dogmalara dayalı bir düşünce biçimi olması ve günümüz şartlarında başka türlü ayakta kalamayacak olması, ezberci sistemini haklı çıkarmasa da, mantıklı kılar. Bugün Kemalist olduğunu söyleyen herhangi biriyle tartışmaya girdiğinizde, söyleyeceklerini önceden kestirmeniz olasıdır, dolayısıyla tartışma gayet monoton geçecektir. Ders kitaplarında anlatılanlardan ve kulaktan dolma bilgilerden (?) fazlasına sahip olmadıklarından, korku senaryoları ve nefret söylemleriyle konuşmaktan başka çareleri yoktur.
Diğer tarafta, ülkenin Müslüman – Sünni – Dindar kesimini adlandırmak için kullanılan muhafazakârlık var. Bu kelimenin, normal şartlar altında, cumhuriyetle birlikte yok edilmeye çalışılan kültürü muhafaza etmek anlamına gelmesi gerekirken, dindarlar kendi kabuğuna çekildi ve fikirlerini dogmalaştırmaya başladılar.
Bir tür “ben bilmem, hocam bilir” yaklaşımıyla büyüyen bu tabulaşma, dini önderlerin sözlerini tartışılmaz olarak kabul ettiriyor, referans alırken Kuran ve Sünnet yerine, Asr-ı Saadetten sonraki uygulamalara öncelik veriyor.
Örnek üzerinden gitmek gerekirse, özgür düşünceye kasteden bu tehlike, İHH’nın Gazze’ye gönderdiği gemilere İsrail’in yaptığı saldırı sırasında açıkça ortaya çıktı. Fethullah Gülen’in yaptığı açıklamalar, ülkedeyi gruplara ayırdı diyebiliriz. Bunlar; “o diyorsa doğrudur” diyenler, “genelde doğru der, ama bu sefer yanlış” diyenler, “o ne zaman konuşsa, yanlış söyler” diyenler gibi ayrı kategorilere ayrılabilir. Dindar kesim bu ayrımda, maalesef büyük bir çoğunlukla “o diyorsa doğrudur”a yöneldi. Anti-Gülenciler müstesna.
İslâm dini, bir kişinin fikirlerinin herkes tarafından sorgusuz benimsenmesini hoş gören bir din değildir. Kuran ve Hz. Peygamber’in, ısrarla özgür düşüncenin üzerinde durduğunu, öyle ki, Ashab-ı Kiram’dan Hz. Peygamber’e karşı çıkanlar, korkmadan ve çekinmeden fikrini söyleyenler olduğunu, kararların ortaklaşa alındığını biliyoruz. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler, konu hakkındaki en ayrıntılı çalışmalardan biri olan ve Zaman Kitap tarafından yayınlanan, Dr. Ahmet Kurucan’ın “İslâm’da Düşünce Özgürlüğü” kitabına başvurabilirler.
Durum böyle olunca, bu dinin savunuculuğunu üstlenmiş kesimin, en basitinden bir olayda dahi tüm vicdani hassasiyetlerini bir kenara bırakıp, dini otorite olarak kabul ettiği birinin fikirlerine tabi olması hem mantıksız, hem de inandıkları şeye aykırıdır. Bu, inandıkları şeylerde giderek daha körleşmelerine ve ictihad kapısının da zamanla tamamen kapanmasına sebep olacaktır. Deyim yerindeyse, dindarların artık muhafazakârlıktan kurtulmaları gerekmektedir.
Kırın Şu İslâm’ın Zincirlerini!
Hz. Peygamber (sa) Bir ticaret toplumu olan Mekke’den bir tarım toplumu olan Medine’ye geldiğinde, o zamana kadar bilmediği bir durumla karşılaşır, insanların hurmaları aşıladıklarını görür ve: "Ne yapıyor bu insanlar?" diye sorar.
"Erkek çiçekleri alıp dişilerini onunla aşılıyorlar" derler.
"Yapmasanız belki de sizin için daha hayırlı olur, bunun bir fayda sağlayacağını sanmıyorum" buyurur. Bunun üzerine insanlar da aşılama işini bırakırlar. O sene hurmalar gerçekten kötü olunca durumu Peygamber"e arzederler, o da şöyle söyler:
"Ben de bir beşerim. Size dininizden bir şey söylersem onu uygulayın. Ama bir görüş bildirirsem, ben de bir beşerim. Siz, dünya işlerini benden iyi bilirsiniz."
Bu olayın, bir Müslümanın hayatına yön vermesi konusunda çok ciddi bir yol göstericiliği vardır. Zira, Hz. Peygamber, kendisinin ve aracılığıyla gelen dinin, insanın tüm hayatına etki etmekle birlikte, dünyevi konuları insana ve onun özgür düşüncesine, bilimine bıraktığını göstermiştir.
Sık sık duyduğum bir soru var. Bana diyorlar ki: Müslüman adamın, ayrı olarak bir liberal kimliğe ihtiyacı olur mu? “İslâm tek başına bize yeter” mantığına sığınıp, düşünmeyi unutmanın tehlikesini, İslâm peygamberi hurma ağaçlarının dökülmesine sebep olarak nasıl da güzel anlatmıştır oysa.
Mustafa Akyol’un İslam-Liberalizm çatışmasızlığını anlattığı köşe yazıları, düşünce yaşamımda önemli bir basamaktı. Yine de, artık batıyı kendimize entegre etmeye çalışmak yerine, dünyadaki tüm bilgilerin aynı kaynaklardan geldiğini hatırlayıp, düşünceyi “doğu-batı” değil, “yararlı-yararsız” olarak ayırmaya başlamalıyız. İslâmı, hangi fikri kabul edip hangisini etmeyeceğimizi sınırlayan ve ufkumuzu daraltan bir unsur olarak görmekten vazgeçip; ufuk açıcı ve özgür düşünceye verdiği önemle yenilikçi yönünü görmeliyiz. İslâm alemi, kendi içinde bile bunu başaramazken, kimsenin kalkıp “Avrupalılar bizi gerici sanıyor” demeye hakkı yok.

Düşünce özgürlüğü, anlam itibariyle siyasi çağrışımlar yapsa da, düşünce özgürlüğünü savunanların sadece siyasi alandaki engellerle değil, özgür düşünce önüne koyulmuş her türlü setle savaşması gerekiyor. Tabu haline getirilmiş fikir ve davalar bu konudaki en büyük sıkıntı. 

ideaTürkiye’de iki tip zihniyet çok yaygın. Genel isimleriyle zikretmek gerekirse, ki ben iki isme de sıcak bakmıyor ve bu zihniyetleri adlandırmada eksik-yanlış olduklarını düşünüyorum, bunlar Kemalistlik ve muhafazakârlık. Kemalizmin, zaten dogmalara dayalı bir düşünce biçimi olması ve günümüz şartlarında başka türlü ayakta kalamayacak olması, ezberci sistemini haklı çıkarmasa da, mantıklı kılar. Bugün Kemalist olduğunu söyleyen herhangi biriyle tartışmaya girdiğinizde, söyleyeceklerini önceden kestirmeniz olasıdır, dolayısıyla tartışma gayet monoton geçecektir. Ders kitaplarında anlatılanlardan ve kulaktan dolma bilgilerden (?) fazlasına sahip olmadıklarından, korku senaryoları ve nefret söylemleriyle konuşmaktan başka çareleri yoktur. 

 

Diğer tarafta, ülkenin Müslüman – Sünni – Dindar kesimini adlandırmak için kullanılan muhafazakârlık var. Bu kelimenin, normal şartlar altında, cumhuriyetle birlikte yok edilmeye çalışılan kültürü muhafaza etmek anlamına gelmesi gerekirken, dindarlar kendi kabuğuna çekildi ve fikirlerini dogmalaştırmaya başladılar. Bir tür “ben bilmem, hocam bilir” yaklaşımıyla büyüyen bu tabulaşma, dini önderlerin sözlerini tartışılmaz olarak kabul ettiriyor, referans alırken Kuran ve Sünnet yerine, Asr-ı Saadetten sonraki uygulamalara öncelik veriyor. 

Örnek üzerinden gitmek gerekirse, özgür düşünceye kasteden bu tehlike, İHH’nın Gazze’ye gönderdiği gemilere İsrail’in yaptığı saldırı sırasında açıkça ortaya çıktı. Fethullah Gülen’in yaptığı açıklamalar, ülkedeyi gruplara ayırdı diyebiliriz. Bunlar; “o diyorsa doğrudur” diyenler, “genelde doğru der, ama bu sefer yanlış” diyenler, “o ne zaman konuşsa, yanlış söyler” diyenler gibi ayrı kategorilere ayrılabilir. Dindar kesim bu ayrımda, maalesef büyük bir çoğunlukla “o diyorsa doğrudur”a yöneldi. Anti-Gülenciler müstesna. 

İslâm dini, bir kişinin fikirlerinin herkes tarafından sorgusuz benimsenmesini hoş gören bir din değildir. Kuran ve Hz. Peygamber’in, ısrarla özgür düşüncenin üzerinde durduğunu, öyle ki, Ashab-ı Kiram’dan Hz. Peygamber’e karşı çıkanlar, korkmadan ve çekinmeden fikrini söyleyenler olduğunu, kararların ortaklaşa alındığını biliyoruz. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler, konu hakkındaki en ayrıntılı çalışmalardan biri olan ve Zaman Kitap tarafından yayınlanan, Dr. Ahmet Kurucan’ın “İslâm’da Düşünce Özgürlüğü” kitabına başvurabilirler. 

Durum böyle olunca, bu dinin savunuculuğunu üstlenmiş kesimin, en basitinden bir olayda dahi tüm vicdani hassasiyetlerini bir kenara bırakıp, dini otorite olarak kabul ettiği birinin fikirlerine tabi olması hem mantıksız, hem de inançlarına aykırıdır. Bu, inandıkları şeylerde giderek daha körleşmelerine ve ictihad kapısının da zamanla tamamen kapanmasına sebep olacaktır. Deyim yerindeyse, dindarların artık muhafazakârlıktan kurtulmaları gerekmektedir. 

Kırın Şu İslâm’ın Zincirlerini! 

Hz. Peygamber (sa) Bir ticaret toplumu olan Mekke’den bir tarım toplumu olan Medine’ye geldiğinde, o zamana kadar bilmediği bir durumla karşılaşır, insanların hurmaları aşıladıklarını görür ve: "Ne yapıyor bu insanlar?" diye sorar. "Erkek çiçekleri alıp dişilerini onunla aşılıyorlar" derler."Yapmasanız belki de sizin için daha hayırlı olur, bunun bir fayda sağlayacağını sanmıyorum" buyurur. Bunun üzerine insanlar da aşılama işini bırakırlar. O sene hurmalar gerçekten kötü olunca durumu Peygamber"e arzederler, o da şöyle söyler: "Ben de bir beşerim. Size dininizden bir şey söylersem onu uygulayın. Ama bir görüş bildirirsem, ben de bir beşerim. Siz, dünya işlerini benden iyi bilirsiniz." 

Bu olayın, bir Müslümanın hayatına yön vermesi konusunda çok ciddi bir yol göstericiliği vardır. Zira, Hz. Peygamber, kendisinin ve aracılığıyla gelen dinin, insanın tüm hayatına etki etmekle birlikte, dünyevi konuları insana ve onun özgür düşüncesine, bilimine bıraktığını göstermiştir. Sık sık duyduğum bir soru var. Bana diyorlar ki: Müslüman adamın, ayrı olarak bir liberal kimliğe ihtiyacı olur mu? “İslâm tek başına bize yeter” mantığına sığınıp, düşünmeyi unutmanın tehlikesini, İslâm peygamberi hurma ağaçlarının dökülmesine sebep olarak nasıl da güzel anlatmıştır oysa. 

Mustafa Akyol’un İslam-Liberalizm çatışmasızlığını anlattığı köşe yazıları, düşünce yaşamımda önemli bir basamaktı. Yine de, artık batıyı kendimize entegre etmeye çalışmak yerine, dünyadaki tüm bilgilerin aynı kaynaklardan geldiğini hatırlayıp, düşünceyi “doğu-batı” değil, “yararlı-yararsız” olarak ayırmaya başlamalıyız. İslâmı, hangi fikri kabul edip hangisini etmeyeceğimizi sınırlayan ve ufkumuzu daraltan bir unsur olarak görmekten vazgeçip; ufuk açıcı ve özgür düşünceye verdiği önemle yenilikçi yönünü görmeliyiz. İslâm alemi, kendi içinde bile bunu başaramazken, kimsenin kalkıp “Avrupalılar bizi gerici sanıyor” demeye hakkı yok.

Mustafa Aslan

 

Yorumlar (7)Add Comment
0
Bahadır Yılmaz
September 05, 2010
Oy sayısı: +0
Tebrikler

Tebrik ediyorum üstadım çok güzel ve faydalı bir yazı olmuş ellerine sağlık...

0
frknmnks
September 06, 2010
Oy sayısı: +1
güvenmek sorun mudur?

Bir insanın güvenilir olması ve söylediklerinin çoğunda isabet kaydetmesi sonucu "o diyorsa doğrudur" gibi bir algının oluşması neden "malesef" olarak nitelendiriliyor anlamadım. herkesin bir aklı var ve çoğunluk bunu "ona güveniyorum, şimdiye kadar söylediklerinde bir yanlış çıkmadı, bundan sonra da çıkacağını sanmıyorum. bu yüzden o diyorsa doğrudur" şeklinde kullanmışsa, bundan rahatsız olmak biraz abese kaçıyor.

0
yunus
September 06, 2010
Oy sayısı: -1
itimat etmek

Hocaefendinin, toplumu, ulusal ve uluslararasi siyaseti iyi okudugu, dunya capindaki hizmetlerin basarili olmasindan anlasilabilir. Kaldi ki, eserlerine bakildiginda cok ciddi bir alim oldugu da ortadadir.

Milletin yetistirdigi boyle bir entellektuel, bir konuda bir aciklama yapiyorsa, kabul etmese bile en azindan dikkate almak insaf sahiplerinin isidir.

Neden boyle dedi diye dusunmek ve sonrasinda makul ise kabul etmek, tabiki dusunen bir grubun amelidir.

Bir de, "ben mukallit degilim, kendi aklim var" saplantisi ile "bunu da ancak karsi durarak gosterebilirim" hissiyatina sahip olanlar var. Bunlarin saglam dusunebildiklerini sanmiyorum.

ucuncu bir grup, ki saygi duyarim, tum argumanlari dinledikten sonra, meseleyi muhasebe ve muhakeme eder, hukmunu farkli sekilde verebilir. Bunlar da birinciler gibi dusunen insanlardir.

0
BLC
September 10, 2010
Oy sayısı: +1
...

Üstteki yazı ayrı bir güzeldi bu ayrı bir güzel...

Hakkaten 3H'nin yeni çizgisine bayıldım..: )

0
Aslan
September 25, 2010
Oy sayısı: -1
Tefekkür

Merhaba ,yazı güzel ancak bazı noktyaları tamamlamakta yarar olduğunu düşünüyorum.Mutlaka bir fikri kabul etmeden önce düşünmek,irdelemek,itiraz etmek,değerlendirmek güzel bir hususiyet.Sonuçta katılır veya katılmazsın ancak yine HAdis i Şerif te mealen 'Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten hayırlıdır ' diyor Resul-ü Ekrem S.A.V .Bu nedenle bir konu üzerinde yazmadan konuşamdan önce bir müddet iyice tefekkür etmek ,derinlemesine analiz etmek gerektiğini düşünüyorum.Ayrıca Hoca efendinin işaret ettiği noktayı da çoğu insanın özellikle genç dimağların net anlayamadığını ve anlamaya gayret etmediklerini düşünüyorum.Söz konusu beyanın akla ve hissiyatımıza verdiği dersi anlamadan hemen muhafazakarların teslimci bir zihniyeti kabul ettiklerini düşünmek tamamen iyi analiz edememekten veya son 200 yılı ve başımıza gelen musibetleri ve tarihi sıkıntılarımızı iyi kavrayamamış olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum.Bu konu uzun zaman tartışılacağa benziyor özellikle söz konusu camialar arasında.Ancak bir fikre karşı fikir beyan ederken veya itiraz ederken insafla beraber kim söylemiş,kime söylemiş,hangi makamda söylemiş ne maksatla söylemiş e dikkat ederek değerlendirmekte yarar olduğunu düşünüyorum.Umarım herkes bu hususu yeniden değerlendrime fırsatı bulur.Selam ve dua ile

0
BLC
September 27, 2010
Oy sayısı: +1
1

Sübhanallah kardeş, ibretlik bir paylaşım...

0
Ayşegül
November 03, 2010
Oy sayısı: +0
Düşünce/İfade Özgürlüğü/Resmi İdeoloji/Ceza

Şuna bir tıklar mısınız.. Daha gerçekçi görünüyor.. Anayasa ne kadar değişirdi? Tutuklanıp, yargılanmak istemiyorsanız..

http://www.tuba.gov.tr/duyuru.php?id=59

Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Benzer MakalelerSon Yazılar