Günümüzde pek çok siyasi krizin kaynağı sanırım Kürt sorunu. Bu sorun iktidarıyla, muhalefetiyle siyaset iddiası olan herkes için önceliklilik arz ediyor. Çünkü bu sorun yıllardır gündemde ve günden güne ciddi maddi-manevi hasarlara yol açıyor. Farklı dünya görüşleri, sorunun kaynağını pek çok şekilde tanımlıyor ve pek çok şekilde çözüm önerileri sunuyor.
Daha fazla kan kaybına neden olmadan sorunun demokratik ve özgürlükçü bir şekilde çözüme kavuşması gerekir. Bu mesele sadece Kürt vatandaşların meselesi olmaktan çıkmış, Türkiye’nin geleceği ile ilgili önemli bir sorun haline gelmiştir. Hali hazırda böyle bir sorunun çözümsüzlüğünden yararlanmak isteyen pek çok oluşum da vardır. Çözümsüzlükten nemalanan kalabalık bir grup ve destekçileri olması sebebiyle sorunun çözümü hayli zorlaşmıştır.
Sorunu çözmeye niyetlenenlerin, Türkiye’nin onlarca yıllık anti-demokratik geçmişiyle hesaplaşmak zorunda kalması ve yıllardır devletin halkı ‘eğitme’ araçlarıyla vatandaşa resmi ideolojiyi başarılı bir şekilde aşılamış olması siyasilere geri adım attırıyor.
Sorunla ilgili fikir beyan eden aydınlar ise sorunu; ekonomiyle, milliyetçilikle, ulus-devletle, dille, kimlikle, siyasal yönetimle, kültürel haklarla vs. ilişkilendirip açıklıyorlar. Fikrimce sorun tek bir şeyle açıklanamaz. Sorunun yıllardır devam etmesi yeni çıkmazlara yol açmış ve sorunu farklı boyutlara taşımıştır. Bu sebeple çözüm de çok yönlü olmalıdır.
Sorunu anlamak için geçmişe bakmak faydalı olur. Osmanlı Devleti’nde etnik temelli sorunların, cumhuriyet tarihindeki kadar sık ve belirli yaşanmamasının sebebi Osmanlı Devleti’nin kuruluş felsefesi ve idaresinin Türkiye Cumhuriyeti’nden farklı olmasıdır. Osmanlı Devleti din temelinde kurulmuş, modern devlet gibi hayatın her alanına müdahale etmeyen bir devlettir. Türkiye ise etnik temele dayalı, hayatın her alanını düzenleme iddiasında olan klasik bir ulus-devlet modeli benimsenerek kurulmuştur.
Osmanlı Devleti tüm Kürt coğrafyasını sınırları içinde barındıran, Kürt Beyliklerinden vergi almakla yetinen eğitime, özel idareye merkezden müdahale etmeyen bir yönetimdir. O yıllarda Kürtlerin yaptığı isyanlar etnik sorunlardan kaynaklanmayan, yönetimle alakalı sorunlar olmuştur. İmparatorluğun son yıllarında siyasal hayatta İttihat ve Terakki’nin etkili olması sebebiyle dayatılan milliyetçi politikalar kırılmalara neden olmuştur.
Yeni devletin oluşum sürecine Kürtlerin de dahil olması fakat devlet kurulduktan sonra asli unsur olarak görülmemeleri, hatta inkar ve asimilasyon politikaları izlenmesi, eşit vatandaşlık talebinde bulunan Kürtlerin yıllarca tepkilerini farklı alanlarda göstermelerine neden oldu. Daha cumhuriyetin ilk yıllarında beklentilerin karşılanmaması sebebiyle isyanlar başladı. Devletin de bunlara karşı tepkisi isyanın simgesi haline gelen Şeyh Said’i idam etmek oldu. Daha sonraki yıllarda da halktan gelen her isyan merkezin şiddetiyle bastırılmaya çalışıldı.
Ulus-devlette homojen bir halk yaratma çabası, farklı unsurları inkar ve asimilasyonu gerektirdiğinden her insanın doğuştan kazandığı haklar gasp edildi. Fakat Kürtlerin; nüfuslarının belli yerlerde yoğun olması, Kürt coğrafyasının dört farklı ülke yönetimi altında olması vs. sebeplerle asimilasyona diğer etnik unsurlardan daha fazla direnmelerini sağladı. Kürtlerin asimilasyon politikalarına direnmesi her iktidarın farklı politikalara yönelmesine sebep oldu ve sorun katlanarak büyüdü. Zamanında sadece hak gaspı olarak başlayan sorun daha sonra yatırımların engellenmesi, köylerin boşaltılarak malvarlığına müdahale edilmesi, siyasal alanda hak talep edemeyenlerin silahlı çözüm yollarına başvurması, devletin illegal yollarla halkın katili olması gibi içinden çıkılamaz haller aldı.
Nihayetinde sorunun her iki tarafta da yarattığı hasarlar çözümü arzulamaya vesile oldu. Fakat yıllardır resmi ideolojiye maruz kalmış ve bundan sıyrılamamış insanların inkar politikalarında ısrar etmesi, çözüm isteyenlerin de olaya farklı açılardan yaklaşması mutabakatı engellediğinden çözüm zorlaşmıştır.
Sorunun özgürlükçü bir yöntemle çözülmesi için ciddi bir siyasi kararlılık gereklidir. Şu an acilen çözüm bekleyen sorunlar; temel hakların iadesi, silahlı olanların siyasi alana çekilmesidir. Aslında bu sorunu tam anlamıyla çözmeye kalkışmak, birbiriyle ilişkili olan sistemin diğer noktalarına da dokunacağı için çözüme ulaşması uzun bir zaman alabilir. Fakat hak iadesi için uzun vadeye gerek yoktur. Temel hakların iadesi; belki ufak bir anayasal değişiklik ve uygulamada farklılıkla çözülebilir. Bunların da demokratik bir tercihe sunulması söz konusu değildir. Zararların tazmini, siyasal yönetim, geçmişteki yanlış politikalarla hesaplaşma vs. demokratik ve özgürlükçü bir siyasal alanda tartışılarak sonuca ulaşılabilinecek meselelerdir. Tüm bunların oluşabilmesi için demokratik ve özgürlükçü bir ortam tesis edilmelidir. Bu da asgari düzeyde bir kanun değişikliğini gerektirir. Böyle bir ortam insanların özgürce tartışabilmelerini sağlayacağından çözüm yolunda önemli bir adım olur. Bu sorunun çözümü için tek bir kişi ya da grup adres gösterilmemelidir. Bu arada devletin yıllarca sorunla baş etmede kullandığı illegal yapılanmalar devre dışı bırakılmalı, çözümde şiddet politikalarına başvurulmamalıdır. Özgürlükçü bir temelde mutabakat sağlanabilmesi için devletin yılladır empoze ettiği resmi ideolojinin silinmesi ve özellikle de sivil toplumun güçlendirilmesi gerekir.
Zararın tazmini, geçmiş yıllarda uygulanan yanlış politikalarla hesaplaşma hukuksal meselelerdir. Bunlar yasaların çoğulcu ve özgürlükçü bir şekilde reforme edilmesiyle olur. Oluşumuna devletin yanlış politikalarının kaynaklık ettiği silahlı örgütün üyelerinin silahsızlandırılması için de belirli yöntemler izlenmelidir. Bu yöntemlerin tespiti kuşkusuz karşılıklı görüşmeyi gerektirir. Sorunu çözme isteğine sahip olanların sorunun sahiplerini görmezden gelerek işlem yapması sonuca ulaştırmaz. Unutulmamalıdır ki sağlıklı ve kalıcı bir çözüm, sorunun sonuçlarının da ortadan kaldırılması ile olur. Sonuçlar göz ardı edilerek yapılan sadece negatif hak iadeleri geçici çözüm olmaktan öteye gitmez.
Tüm bunlardan sonra halka siyasal yönetim tercihi sunulmalıdır. Merkeziyetçiliğin azaltıldığı, idarenin bireye daha çok yaklaştırıldığı adem-i merkeziyetçilik gibi sistemlerde sorunun çözümü daha da kolaylaşacaktır.
Bu soruna ideolojiler üstü bakılmalıdır, nihayetinde bu bir hak sorunudur. Bunlar talep edilirken farklı kavgalara girmek çözümü uzatır, belki de imkansızlaştırır. Bölgede ise siyasal temsil çeşitliliğinin önündeki illegal engeller kaldırılmalı ve siyasi alanda tam bir özgürlük sağlanmalıdır. Sorun hiçbir oluşumun tekeline bırakılmamalıdır.
Olaya uluslar arası bakış da çözümün önemini kavramaya yarar. İlişkilerin ekonomik temelde geliştiği bir dünyada istikrara ve güven ortamına ihtiyaç vardır. İstikrarsız ve sürekli siyasal krizlerin yaşandığı bir devlet işbirliği konusunda pek de tercih edilen bir devlet olmayacaktır. Ulus-devletin yaygınlaşması pek çok ülkede bu gibi sorunların yaşanmasına sebep olmuştur. Diğer devletlerin böyle sorunları nasıl çözüme kavuşturduğuna bakmak çözüm konusunda fikir edinmemizi sağlayabilir.
Tüm bu değişim devletin yapısının ve felsefesinin değişimini sağlar. Zaten günümüzde hemen hemen bütün sorunlarının kaynağı en iyi olduğunu iddia eden devletin yanlış ve kötü politikalar izlemesidir. Bu sorun bir anlamda devletin dönüşümü sorunudur.
Tekrar bu gibi sorunları yaşamamak için ‘devlet için halk’ felsefesinden ‘halk için devlet’ felsefesine geçilmeli, hizmet verilen vatandaş tanımlanmamalıdır. Devlet eğitim gibi doğal alanlara olabildiğince hatta hiç müdahale etmemelidir. Çözüm üzerine konuşmak, yazmak, düşünmek belki de işin en kolay tarafıdır. Zor olanı bu düşünülenlerin icraya başlanmasıdır. Ne yazık ki siyasiler milliyetçi kitlenin oyunu kaybetme tehlikesini göze alamadığından böyle bir şeye kalkışmamaktadır.
Çözümün ilk safhası olan psikolojik temelin oluşumu için sivil toplum gibi siyasi kaygısı olmayan faktörlerin daha etkin rol oynaması gerekir. Kısa sürede tüm sorunlarda en sağlıklı ve kalıcı çözüme ulaşmak ümidiyle…

AB kapılarından girebilmek için yapılan demokratikleşme yelpazesinin Kürt açılımı içinde yer alan Yerel hakları (dil ve yayın gibi) nedense MHP ve DTP gibi etnisite ağırlıklı partilerce terörün tavizi gibi gösteriliyor. Ne yazıkki Kürtler buna inanıp daha eylemci davranışlar sergiliyor, Türklerde karşı tepki ile milliyetcilik rüzgarlarına kapılıyor. Herkesin bilmesi gereken şuki; AB'ye girme çabası ve AKP nin oy kaygısından başka bir nedeni bulunmayan siyasi hakları, PKK bin sene terör yapsa elde edemezdi. Bu konuda Türklerin yanlış yorumu PKK'ya destektir. Kürtlerin yanlış yorumu MHP'ye destektir. Komik ama gerçek.
Başka bir komiklikten de bahsedeyim, Geçen yıllar içinde Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile ilgili yapıla refarandumda; AKP nin iktidarının 5 yıldan 4 yıla indirilmesine ve Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığının 7 yıldan 5 yıla indirilmesine ve Cumhurbaşkanını AKP nin değilde Halk tarafından seçilmesine Muhalifler HAYIR oyu vermişti. AKP lilerde EVET diyerek AKP kazançlarını sıfırlamıştı. Yani, Milletimiz gece gündüz yaptıkları siyaseti bırakmalı, hiç anlamıyorlar işte ispatı.
| < Prev | Next > |
|---|








