There are no translations available.
Türkiye Cumhuriyet’inin ‘demokrasiye geçiş’ sürecini anlamak için 2. Dünya Savaşını bilmekte fayda var diye düşünüyorum.
2. Dünya Savaşı sırasında Osmanlıdan beri ittifakı olan Almanya ile ilişkileri devam ettiriyordu yeni cumhuriyet. Fakat bu defa amaç başka idi. Eski ittihatçı kadrolar yine inanmıştı Almanya’nın gücüne ve daha savaş sonlanmadan yapılmıştı gizli anlaşmalar. Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmaya göre Türkiye savaşta kullanılacak mermi için krom verecekti Almanya’ya, buna karşılık SSCB‘nin dağılan toprakları üzerinde Kafkaslarda Türkiye’ye bağlı Türki Cumhuriyetler vaadi alınmıştı Almanya’dan. Tabi savaşın istikameti yine arzulandığı gibi olmamış, Kızıl Ordu Almanya’nın Dışişleri Bakanlığı binasına girecek kadar ilerlemişti. Ve tüm belgelere ordu tarafından el konmuştu. Bunun üzerine Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmalar ortaya çıkmıştı. SSCB tahmin edildiği üzere bunun hesabını soracaktı.
Aradan uzun süre geçmeden Sovyetlerin Uluslararası ilişkiler dergilerinde 1917 ‘de bırakılan Kars ve Ardahan’ın kendilerine ait olduğu, boğazlar üzerinde egemenlik haklarının olduğuna ilişkin makaleler yayınlanmaya başladı. Tam o sıralarda yeni oluşan BM imdada yetişti, daha kurulduğu yılda(1945) Türkiye üye oldu. Ne kadar demokrasi, çok partili siyaset gibi istenmeyen şartları vardıysa da ‘vatan toprağının bütünlüğü’ adına bunlara katlanılacaktı. BM işgali yasaklıyordu, dolayısıyla SSCB topraklar üzerinde hak talep edemeyecekti.
Bu arada Türkiye’de savaş ihtimaline karşı bir milyon kişi silah altına alınmış, bu kadar insanın çalışmaması dolayısıyla ekonomik gerileme yaşanmış, milli ekonomi oluşturma maksatlı azınlıklara ödeyemeyecekleri miktarlarda varlık vergisi konmuş, malvarlıkları ile bu vergileri ödeyemeyenlere beden işçiliği yaptırılmıştır. Zaten son yıllarda Recep Peker’in Kemalist reform ve ilkelerin baskı yoluyla kabul ettirilmesi fikri CHP içinde kabul görmeye başlaması ve tüm bu yaşananlar halkın CHP’ye tavır almasını sağlamıştı.
İlk parti içi muhalefeti 46 yılında Toprak Kanunu Tasarısının görüşülmesi sırasında Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Celal Bayar hükümete karşı sert eleştirileri ile yapmışlardı. İlerleyen günlerde A. Menderes, R. Koraltan, F. Köprülü CHP’den atılmış, C. Bayar ise istifa etmiştir. 46 yılında ‘Dörtlü Takrir’ denilen bu grup tarafından Demokrat Parti kurulmuş ve DP’nin hiç hazırlığı olmadan ‘baskın seçim’ yapılmıştı. Buna ragmen DP mecliste 64 sandalye kazanmıştı.
DP kurulan ilk parti değildi, başka partiler de kurulmuştu. Fakat DP’nin kurucuları arasında Mustafa Kemalin başbakanlarından Celal Bayar’ın olması ve CHP’nin onu asıl muhalefeti gibi görmesi onu diğer partilerden ayırmaya yetmişti. Fakat İnönü’nün DP’yi muhalefet görmesi ya da göstermesi, hem batıyı avutup hem iktidarı aslında kaybetmeden olacağını sandığı ‘sınırlı bir demokrasi’ idi.
DP’nin 50 yılında hazırlıklı girdiği ilk seçimlerde tüm oyun % 52.7’sini alması kimse tarafından beklenir bir sonuç değildi. Bu seçim sonucuna göre meclisde DP’nin 408 CHP’nin 69 MP’nin 1 ve bağımsızların 9 sandalyesi vardı. Çevrenin merkeze karşı aldığı bir galibiyetti bu seçim. 60 darbesine kadar olan diğer 2 seçimde de DP iktidara gelmişti. DP iktidar geldiği dibi TSK’nın üst kadrolarını darbeye karşı emekliye ayırmıştı. Bu on yıllık iktidar döneminde cumhuriyetin 2. yılından itibaren fiilen askıya alınan 24 anayasası uygulmaya koyulmuş bunun üzerinde kısmi değişiklikler yapılmıştır. 53 yılından itibaren DP’nin özellikle basın konusunda kısıtlamalar yapması, özellikle de son yıllarda mecliste CHP-Asker arasındaki ilişkiyi inceleyen bir komisyonun kurulması darbeye iyice yer hazırlamıştı. Hatta bu olay üzerine bin kişilik bir subay grubu Cumhurbaşkanlığına yürümüştü.
27 Mayıs 1960 günü TSK içinde yapılanmış kırklı yaşlarda çoğu subay bir grup asker başlarına eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i de alarak darbe yapıp sivil hükümeti devirdi. Bu darbeyi DP’nin uyguladığı kötü politikalarla meşrulaştırmaya çalıştılar. Unutulmaması gereken bir şey var ki demokratik siyasetin önü açıktı hatta bir yıl kadar öncesinde Başbakan Adnan Menderes partisinin grup toplantısında erken seçim için hazırlıklara başlanması gerektiğini söylemiş, hatta İsmet İnönü İzmir’de yaptığı bir kongrede erken seçimden bahsetmişti.
Darbeyi yapanlar kendilerine Milli Birlik Komitesi adını vermişlerdi. Darbe sonrası bir çok DP’li tutuklanmış ve MBK’nın atadığı yargıçlardan oluşan Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanmış ve 31’i ömür boyu hapis 15’i idam olmak üzere 433 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştı. Daha sonara MBK aralarında eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu 12 kişinin ‘cezasını’ hafifleti. İşlerini iyi yapmış olacaklar ki Yüksek Adalet Divanı’ndaki yargıçlar 60 anayasası ile kurulan AYM’ye atandılar.
61 anayasasını hazırlamak üzere kurulan meclis MBK ve DP dışındaki partilerden, meslek örgütlerinden katılanlarla yapıldı. Hazırlanan yeni anayasa halkın % 80’inin katılmasıyla % 61.7 evet ile kabul edildi. Bu anayasada darbenin meşrulaştırılması cumhuriyet tarihinde askeri müdahalelerin başlangıcı olmuştur.
Toplum sözleşmesi olan anayasanın yapımından toplumun yarısı dışlanmış, resmi ideoloji bu anayasa ile inşa edilmiş, halkın temsilcilerinin önüne engeller konulmuş, siyasilerin dokunamayacakları alanlar çizilmiştir. İşte yukarıda çizdiğim tabloda görünenler, şu an Kemalistlerin devrim diye nitelendirdiği halkın iradesinin katlidir. 2010’da da Türkiye’nin henüz tam anlamı ile demokrasiye geçememiş olmasının sebebi bu zihniyettir.
Sağlıklı düşünebilmenin modern devletin organları ile neredeyse imkansızlaştırıldığı bu dönemde herkesin sağlıklı düşünebilmesi ve Kemalist zihniyetten arınması dileğiyle…
KAYNAKÇA:
Türk Anayasa Hukuku , E. Özbudun Yetkin Yay./10. Bası
Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri , B. Tanör Yapı Kredi Yay./16. Bası
Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset , M . Erdoğan Liberte Yay./6. Bası
Güleryüzlü Frankoculuğun Dramı , O. Can Agora Yay./1. Bası
Türkiye Cumhuriyet’inin ‘demokrasiye geçiş’ sürecini anlamak için 2. Dünya Savaşını bilmekte fayda var diye düşünüyorum.2. Dünya Savaşı sırasında Osmanlıdan beri ittifakı olan Almanya ile ilişkileri devam ettiriyordu yeni cumhuriyet. Fakat bu defa amaç başka idi. Eski ittihatçı kadrolar yine inanmıştı Almanya’nın gücüne ve daha savaş sonlanmadan yapılmıştı gizli anlaşmalar. Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmaya göre Türkiye savaşta kullanılacak mermi için krom verecekti Almanya’ya, buna karşılık SSCB‘nin dağılan toprakları üzerinde Kafkaslarda Türkiye’ye bağlı Türki Cumhuriyetler vaadi alınmıştı Almanya’dan. Tabi savaşın istikameti yine arzulandığı gibi olmamış, Kızıl Ordu Almanya’nın Dışişleri Bakanlığı binasına girecek kadar ilerlemişti. Ve tüm belgelere ordu tarafından el konmuştu. Bunun üzerine Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmalar ortaya çıkmıştı. SSCB tahmin edildiği üzere bunun hesabını soracaktı.
Aradan uzun süre geçmeden Sovyetlerin Uluslararası ilişkiler dergilerinde 1917 ‘de bırakılan Kars ve Ardahan’ın kendilerine ait olduğu, boğazlar üzerinde egemenlik haklarının olduğuna ilişkin makaleler yayınlanmaya başladı. Tam o sıralarda yeni oluşan BM imdada yetişti, daha kurulduğu yılda(1945) Türkiye üye oldu. Ne kadar demokrasi, çok partili siyaset gibi istenmeyen şartları vardıysa da ‘vatan toprağının bütünlüğü’ adına bunlara katlanılacaktı. BM işgali yasaklıyordu, dolayısıyla SSCB topraklar üzerinde hak talep edemeyecekti.
Bu arada Türkiye’de savaş ihtimaline karşı bir milyon kişi silah altına alınmış, bu kadar insanın çalışmaması dolayısıyla ekonomik gerileme yaşanmış, milli ekonomi oluşturma maksatlı azınlıklara ödeyemeyecekleri miktarlarda varlık vergisi konmuş, malvarlıkları ile bu vergileri ödeyemeyenlere beden işçiliği yaptırılmıştır. Zaten son yıllarda Recep Peker’in Kemalist reform ve ilkelerin baskı yoluyla kabul ettirilmesi fikri CHP içinde kabul görmeye başlaması ve tüm bu yaşananlar halkın CHP’ye tavır almasını sağlamıştı.İlk parti içi muhalefeti 46 yılında Toprak Kanunu Tasarısının görüşülmesi sırasında Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Celal Bayar hükümete karşı sert eleştirileri ile yapmışlardı. İlerleyen günlerde A. Menderes, R. Koraltan, F. Köprülü CHP’den atılmış, C. Bayar ise istifa etmiştir. 46 yılında ‘Dörtlü Takrir’ denilen bu grup tarafından Demokrat Parti kurulmuş ve DP’nin hiç hazırlığı olmadan ‘baskın seçim’ yapılmıştı. Buna ragmen DP mecliste 64 sandalye kazanmıştı.
DP kurulan ilk parti değildi, başka partiler de kurulmuştu. Fakat DP’nin kurucuları arasında Mustafa Kemalin başbakanlarından Celal Bayar’ın olması ve CHP’nin onu asıl muhalefeti gibi görmesi onu diğer partilerden ayırmaya yetmişti. Fakat İnönü’nün DP’yi muhalefet görmesi ya da göstermesi, hem batıyı avutup hem iktidarı aslında kaybetmeden olacağını sandığı ‘sınırlı bir demokrasi’ idi.
DP’nin 50 yılında hazırlıklı girdiği ilk seçimlerde tüm oyun % 52.7’sini alması kimse tarafından beklenir bir sonuç değildi. Bu seçim sonucuna göre meclisde DP’nin 408 CHP’nin 69 MP’nin 1 ve bağımsızların 9 sandalyesi vardı. Çevrenin merkeze karşı aldığı bir galibiyetti bu seçim. 60 darbesine kadar olan diğer 2 seçimde de DP iktidara gelmişti. DP iktidar geldiği dibi TSK’nın üst kadrolarını darbeye karşı emekliye ayırmıştı. Bu on yıllık iktidar döneminde cumhuriyetin 2. yılından itibaren fiilen askıya alınan 24 anayasası uygulmaya koyulmuş bunun üzerinde kısmi değişiklikler yapılmıştır. 53 yılından itibaren DP’nin özellikle basın konusunda kısıtlamalar yapması, özellikle de son yıllarda mecliste CHP-Asker arasındaki ilişkiyi inceleyen bir komisyonun kurulması darbeye iyice yer hazırlamıştı. Hatta bu olay üzerine bin kişilik bir subay grubu Cumhurbaşkanlığına yürümüştü.
27 Mayıs 1960 günü TSK içinde yapılanmış kırklı yaşlarda çoğu subay bir grup asker başlarına eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i de alarak darbe yapıp sivil hükümeti devirdi. Bu darbeyi DP’nin uyguladığı kötü politikalarla meşrulaştırmaya çalıştılar. Unutulmaması gereken bir şey var ki demokratik siyasetin önü açıktı hatta bir yıl kadar öncesinde Başbakan Adnan Menderes partisinin grup toplantısında erken seçim için hazırlıklara başlanması gerektiğini söylemiş, hatta İsmet İnönü İzmir’de yaptığı bir kongrede erken seçimden bahsetmişti.
Darbeyi yapanlar kendilerine Milli Birlik Komitesi adını vermişlerdi. Darbe sonrası bir çok DP’li tutuklanmış ve MBK’nın atadığı yargıçlardan oluşan Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanmış ve 31’i ömür boyu hapis 15’i idam olmak üzere 433 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştı. Daha sonara MBK aralarında eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu 12 kişinin ‘cezasını’ hafifleti. İşlerini iyi yapmış olacaklar ki Yüksek Adalet Divanı’ndaki yargıçlar 60 anayasası ile kurulan AYM’ye atandılar.
61 anayasasını hazırlamak üzere kurulan meclis MBK ve DP dışındaki partilerden, meslek örgütlerinden katılanlarla yapıldı. Hazırlanan yeni anayasa halkın % 80’inin katılmasıyla % 61.7 evet ile kabul edildi. Bu anayasada darbenin meşrulaştırılması cumhuriyet tarihinde askeri müdahalelerin başlangıcı olmuştur.
Toplum sözleşmesi olan anayasanın yapımından toplumun yarısı dışlanmış, resmi ideoloji bu anayasa ile inşa edilmiş, halkın temsilcilerinin önüne engeller konulmuş, siyasilerin dokunamayacakları alanlar çizilmiştir. İşte yukarıda çizdiğim tabloda görünenler, şu an Kemalistlerin devrim diye nitelendirdiği halkın iradesinin katlidir. 2010’da da Türkiye’nin henüz tam anlamı ile demokrasiye geçememiş olmasının sebebi bu zihniyettir.
Sağlıklı düşünebilmenin modern devletin organları ile neredeyse imkansızlaştırıldığı bu dönemde herkesin sağlıklı düşünebilmesi ve Kemalist zihniyetten arınması dileğiyle…
KAYNAKÇA:
Türk Anayasa Hukuku , E. Özbudun Yetkin Yay./10. Bası
Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri , B. Tanör Yapı Kredi Yay./16. Bası
Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset , M . Erdoğan Liberte Yay./6. Bası
Güleryüzlü Frankoculuğun Dramı , O. Can Agora Yay./1. Bası
Favori olarak işaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 1578
Yorumlar (0)

| < Prev | Next > |
|---|








