Hayvanlar kendisine verilmiş olan vazife sanki bir programla kafasına yerleştirilmişçesine doğdukları andan itibaren çalışmaya başlarlar.20 günde en zeki mühendislerin yapamayacağı işleri öğrenirler. Hâlbuki insanoğlu istisnalar hariç en az 20 yılını harcar. Bu 20 yıl çevresini anlamlandırma ve kendi yetkinliğine dair temelleri atmakla geçer. Yıllar geçtikçe insanlar fıtratından gelen eğilimler doğrultusunda bir veya daha fazla alanda uzmanlaşırlar. Yılların getirdiği bilgileri kendince yorumlayıp ortaya koyan kişi de bir eser oluşturur. Bu eser ilgilisinin teveccühüne sunulur. İlgili kişileri de bu eserdeki sanatlardan dolayı sanatkârı kutlar. Alıcı pozisyonunda olan kişiler sanatkârı niçin kutlar? Sanatkâr kendi tercihleri doğrultusunda bir eser ortaya koymuştur ve o bunun malıdır. Yani bir insanın kendi seçimlerini yoğurarak ortaya eser koyması ve bu eserleriyle övünmesi gayet normaldir.
Milliyet doğum yerleri ve ana-baba üzerinden belirlenen bir kavramdır. İnsanlar anne-babaları ve doğum yerlerini kendileri seçemezler. Yani bir insanın avrupada veya afrikada doğma olasılığı aynı olduğu gibi anne-babasının da çeşitli şekillerde kombinasyonu mümkündür. Peki, insan kendi tercihi olmayan bir şey olaydan dolayı gurur duyabilir mi? Matematiksel olarak olabileceği bir yere kin beslemek insan zekâsına hakarettir. Zira bir insan Türk doğabileceği gibi, Yunan da doğabilir, Ermeni de. Milliyetlere önem atfetmek bu noktadan dolayı yanlıştır.
Olayın ikinci yönü de sınırlar meselesidir. Büyük önem atfedilen sınırlar insan eliyle çizilmiştir. Hatta Afrika kıtasının siyasi haritası incelenirse sınırların cetvelle çizildiği düşünülebilir. Sınırın 10 km içerisinde doğan biri ile 10 km dışarısından doğan birinin birbirine düşman olması yine insan zekâsına hakarettir. Zira sınırları çizen eller 30 km kaysaydı muhtemelen o iki düşman da aynı milliyete bağlı olacaklardı. Peki, başka birinin kendince tercihlerinden dolayı çizdiği bir çizgiye göre düşmanlık belirlemek ne derece sağlıklıdır?
Milliyetçiliği sahiplenen tipler ikiye ayrılmaktadır. Biri avam(halk) tabakasıdır, diğeri havas(seçkinler)tabakasıdır.
Avam tabakasında milliyetçiliği sahiplenen profil incelendiğinde genel olarak kendini bireysel olarak ispat edemeyen kişiler görülmektedir. Yani kendi yetenekleri doğrultusunda bir yerlere gelemediğinden kalkıp kendisine ait olmayan fakat değer biçilen kavramlara yönelmektedir. Zira çevresi de buna müsaittir. Bunu yetenekleri sınırlı olan kişilerin birbirine teselli vermesi olarak da okuyabiliriz. Zira yapılarında sürekli bir koloni duruma vardır. Bireysel düşünceleri yoktur,koloni ne derse o da ona uyar.Kolonideki kişileri kendinde tutmanın en önemli taktiği de karşısındakine karşı dolduruşa getirerek kendi yeteneklerindeki yetersizlikleri örtmektedir.Sürekli bir bilenme durumundaki insanları kontrol etmek daha kolaydır zira onlar tek bir yere kulak kesilmişlerdir.
Havas tabakasında milliyetçiliği sahiplenen profil incelendiğinde ise gerek siyasi gerek ekonomik çıkarları kesişen insanlara rastlanmaktadır. Bu insanlar avam tabakasına göre daha iyi koşullarda yaşamışlar, nispeten daha iyi kabiliyetlere sahiplerdir. Bu insanlar da avam tabakasını bir arka bahçe görerek milliyetçiliği pompalamaktadırlar. Özellikle kara propaganda en çok bilinen taktiktir. Etrafının düşmanlarla çevrili olduğu yalanı, atalarının sütten çıkma ak kaşık olduğu, devlet kurucuların bir nevi tanrılaştırılması, kendilerinden başka diğer tüm görüşlerin öcü olması ve daha nicesi. Bu kara propaganda da iş gücü olarak avam tabakayı kullanırlar. Kendileri ise bu oluşturulan sahte dünyanın kaymağını yemektedirler.
Görüldüğü gibi milliyetçilik kavramı aslında kendisini savunanlara(avam tabakaya) bile bir fayda getirmiyor. Belki günlük tatminler bir fayda olarak görülebilir fakat o da uyuşturucu gibi kısa sürede etkisini yitirmekte bir dahakine kadar acıyı şiddetlendirmektedir. Bu şekilde kullanılan bir avam tabaka ne zaman kendisini kullanan havas tabakanın esas düşmanı olduğunu görürse işte o gün o ülkede değişimden söz edilebilir.
Ömer KAYA

2007 Secimlerinde İzmir’de MHP’den milletvekili adayı olan ancak seçilemeyen bir adayın sözlerinin yer aldığı bir habere (Radikal) göz atalım:
“Bu halka her şey layık. Bu halk ihanete göz yummuştur, bu halkla yola çıkılmaz. Ortaya çıkan bu tablodan utanç duyuyorum. Halkımız maalesef küçük paralara satıldı. Şehidine ihanet eden bir halkla karşı karşıyayız. Bu tablonun tek sorumlusu halk. Halkımız bu kadar çıkarcı olmamalıydı. Ben bütün dünyayı neredeyse dolaştım ama bu halk kadar kişiliksiz bir halk görmedim.”
***
Hani bu milleti aşağılayan kendini aşağılardı?
Hani bu millet kutsaldı?
Hani şanlı bir tarihe sahipti, kimse bu milleti küçümseyemezdi?
Hani bu millet Necip bir milletti?
Hani Necip’i yetmez Haluk’u da vardı?
Hani bu milletin başarıları tarihte altın harflerle yazılıydı?
Hani bu millet yedi düvelde at koşturmuştu?
Hani altı yüz yıl dünyayı yönetmişti?
Hani yönettiği yerlere medeniyet götürmüştü?
Hani medeniyetten bahsedenler medeniyeti bizden öğrenmişti?
Hani ilk emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı vermişti?
Hani ezilen milletlere örnek olmuştu?
Hani bu milletin tarihinde yanlış yoktu?
Hani ne yaptıysa doğru yapmıştı?
Hani bir Türk dünyaya bedeldi?
Hani bu Türk ırkından üstün bir ırk yoktu?
Hani ne mutlu Türküm demek yeterliydi?
Hani Türk doğruydu, Müslüman çalışkandı?
Hani bu millet evliyaların torunuydu?
Hani bu topraklar kutsalsa, bu topraklarda yaşayanlarda kutsaldı?
Hani Müslüman’ım Türküm ve Doğruyum her şeyin üstüneydi?
Hani her şey kayıtsız şartsız milletindi?
Hani en doğru kararı Türk milleti verirdi?
Hani milletin kararına saygı duymak gerekirdi?
Hani Türkün Türk’e propagandası bu millete hakaretti?
Ne oldu da bu millet bir seçim sonucu ile böyle tarihinde görülmemiş şekilde, hiçbir yabancı tarafından bile aşağılanmayan sözlerle aşağılandı. Hem de kendini yönetmeye talip siyasetçiler tarafından..
Kendilerini bu ülkenin sahibi olarak görenler, aslında kendi toplumunu tanımayan onunla iç içe yaşamaktan kaçan, krizlerden beslenen, darbecilerle ittifak edenlere seçim sonuçları çok ciddi bir yanıt olsa gerek.
M ALTAN/2007
***
Kisacasi;
Bireysel ozgul agirligi olmayanlar komunal agirliklarla avunurlar... bu agirlik ozgul olmasa dahi.
Hayvanlar kendisine verilmiş olan vazife sanki bir programla kafasına yerleştirilmişçesine doğdukları andan itibaren çalışmaya başlarlar.
Yıllar geçtikçe insanlar fıtratından gelen eğilimler doğrultusunda bir veya daha fazla alanda uzmanlaşırlar.
Bakmayalı 3H'de negzl yazılar yayımlanır olmuş..: )
| Next > |
|---|








