gototopgototop
  3H Blog


Toplanma Özgürlüğü, 1 Mayıs ve Kamusal Alanların Trajedisi

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

1mayistaksim3The Tragedy of Commons Üzerine

Garett Hardin’in “The Tragedy of Commons” adlı meşhur tezini bilmeyen yoktur. Fakat biz bilenler için yeniden anımsatalım. Yeniden anımsamamız gerek; çünkü 1 Mayıs kutlamaları ve benzeri gösterilerde görüldüğü üzere “kamusal” bir alan yaratmak ile özgürlük sağlanmamakta, aksine özgürlük ihlali yapılmaktadır.

Bu yazı iki temel tez üzerine odaklanacaktır: birincisi, kamusal bir mal veya hizmet, şayet ondan sadece belli bir dönemde belli bir zümrenin faydalanmasına olanak sağlıyorsa, tamamıyla özgürlüklerin aleyhinde bir durum yaratır. Bu iktisadi ve hukuki açıdan böyledir. Çünkü özgürlüklerin pozitif yorumu yapıldığı takdirde, mutlaka bireylerin negatif özgürlükleri tehlike altına alınacaktır.

İkinci olarak; kamusal olarak tabir edilen malların etkinliği ve bunların adil dağıtımı pek de mümkün görünmemektedir. Çünkü kamusal olarak tabir edilen bir mal hem herkesin hem de hiç kimsenindir. Herkesindir, çünkü eşit vatandaşlar olarak söz konusu malın kullanımında herkesin eşit hakkı vardır. Hiç kimsenindir, çünkü bu tip mallarda oluşabilecek zarar hiç kimse tarafından doğrudan karşılanmamaktadır. O halde bu malların kontrolü, düzenlenmesi ve dağıtımı “kamusal otorite”ye devredilmiş olur ki, orada da, bu malların sorumluluğu ve yönetişimi de bu yetki devrine ilave edilmiş olur. Kamusal otorite de bu dağıtımı keyfi olarak yönlendirebilecek güce ve imkana sahip olur.    

Tek bir özgürlük vardır!

1 mayıs kutlamaları için Ankara Valiliği, işçilere Sıhhiye meydanını “açtı”. İşçiler, toplanma özgürlüklerini gerçekleştirirlerken, Sıhhiye meydanından geçmek isteyen vatandaşların seyahat özgürlükleri kısıtlandı. Özgürlüklerin, sadece bireylerin özgürlüklerine aleni bir tehdit oluşturması halinde sınırlandırılması gerektiğini ileri süren klasik liberal ve çağdaş liberteryen çizgiye göre, Valiliğin bu uygulaması gayrı adildir, çünkü özgürlüklerin arasında sınıflandırmaya gitmiştir. Özgürlükler, sadece özgürlükleri ihlal edici bir durumun varlığının oluşumu halinde kısıtlanabilir, öbür türlü adil bir yanı yoktur. Ayrıca, bir özgürlük, bir başka özgürlüğe rağmen kurgulanamaz, aksi takdirde bireyler, başka bireyler açısından feda edilmiş olur. Cumartesi (1 Mayıs) günü gördüğümüz tablo şudur ki, seyahat özgürlüklerini kullanmak isteyen vatandaşlar, toplanma özgürlüklerini kullanmak isteyen vatandaşlara açıkça feda edilmiştir.  

Toplanma özgürlüğü, bireylerin demokratik hakları olarak tanımlanmaktadır. Bu özgürlük tanımına göre, bireylerin bir araya gelerek siyasi bir duruş veya sosyal bir ifade sunma özgürlükleri vardır. Ben buna katılmıyorum. Nedeni de basit: özgürlüklerin ontolojik varlığı adil sınırları barındırmalı ve bu sınırlar özgürlüğün asli sahibi olan bireylerin hak ve özgürlükleri ile tanımlanmalıdır. Yani, eğer biz bir özgürlükten bahsediyorsak, söz konusu özgürlüğün, diğer bireylerin özgürlükleriyle çelişmemesi, çatışmaması ve onları ihlal etmemesi gereklidir. Bunun dışında meydana gelen tüm olgular, özgürlük değil imtiyaz olarak tanımlanmak zorundadır. Bir yerde toplanma özgürlüğü, ancak o özgürlüğü kullanan bireylerin diğer bireylerin özgürlüklerini ihlal etmediği sürece mümkündür.  

Özgürlüğün tek biçimi vardır, o da mülkiyet özgürlüğüdür. Mülkiyet, sadece sahip olunan maddi anlamda mal-mülk değildir, fakat daha ziyade, bireylerin bir şeylere, kendi amaçları doğrultusunda sahip olma haklarıdır. Ya da, bireylerin emeklerini ve yeteneklerini kullanma, bu yeteneklerden istifade etme, emeklerinin karşılığını alma ve bu karşılığın sonuçlarından sorumlu olma gibi adil, etik ve siyasi sonuçları barındıran kapsamlı bir çerçevedir. Bireyler, mülkiyet özgürlüğü sayesinde başkalarından bağımsız bir alan yaratabilirler. Mülkiyetin olmadığı bir yerde adil işlemler de yapılamaz. Çünkü bir malın kime ait olduğunun bilinmediği bir sistemde hırsızlığın tanımı da yapılamaz. Mülkiyet, bir malın etkin kullanımının yegane şartıdır. Çünkü mülkiyet sahibine aittir ve sahibi ondan sorumludur. Eğer o malı etkin kullanamazsa, birtakım kayıplar yaşayacağını bilir. Bu nedenle mülkiyet, malların verimli kullanımını teşvik eder. Mises’in vecizesiyle, “kar ve zararı aynı elde toplamak” ancak özel mülkiyet sayesinde gerçekleşecektir. Fakat eğer özel mülkiyet olmazsa, malların sorumluluğu kimseye ait olmazsa, söz konusu mallar herkesin kullanımına açılırsa, orada tek bir şey gerçekleşir: verimsizlik. Nedeni basittir; herkesin kullanımına açık olan bir mal için kimse sorumlu olmak zorunda değildir.  

Orta Malların Trajedisi

Garett Hardin’in tezi bu noktaya odaklanmaktadır. O, kamusal malların herkes tarafından kullanılmaya başladığı andan itibaren üretim teşviklerinin ortadan kalkacağını ve bunun sonucunda kullanım hakkını elde eden her ilave kişinin mevcut kamusal malların miktarını azaltacağını ve nihayetinde, söz konusu mallar için, kimsenin “kullanacak bir şeyi kalmayacağını” öne sürer.  

Herkese açık bir mera hayal ediniz. Her çobanın mümkün olduğu kadar fazla sayıda sığırı merada otlatmaya gayret göstereceği beklenir…rasyonel olarak her çoban, çıkarını en çoğa çıkarmaya uğraşır…(bunu meraya dahil olan tüm çobanlar düşündüğü vakit)* orada trajedi olur.  

Trajedinin sebebi, verili kaynağın, devamlı artan çıkarlar karşısında yanıtsız kalmasıdır. Herkese açık olan bir mera, herkesin hiçbir işlem maliyeti ödemeden serbestçe girdiği bir meradır. Bu nedenle hiçbir çoban, bu maliyeti üstlenmek istemeyecektir. Dolayısıyla herkesin kullanımına açık fakat kimsenin sorumlu olmadığı bir merada üretim de olmayacaktır. Çünkü kritik bir soru yanıtsız kalacaktır: üretimden kim sorumlu olacaktır? Hiç kimse bu sorumluluğu almak istemeyecektir. Çünkü her halükarda her çoban merayı serbestçe kullanacağını bilir. Kendisi üretirse maliyeti üstlenmiş olur fakat başkalarının, kendisinin maliyetini üstlendiği bu merada, söz sahibi olmasını engelleyemez. Ancak başkası üretimin maliyetini üstlenirse, o zaman da hiçbir maliyet üstlenmesine gerek kalmadan merayı serbestçe kullanacaktır. Bu nedenle hiçbir çoban üretimi üstlenmek istemeyecektir. Özel mülkiyetin olmayışı, sorumluluk faktörünü ortadan kaldırdığından, kar beklentisini yok ettiğinden ve üretim teşviki sağlamadığından dolayı söz konusu kaynak tükenip gidecektir.  

Mülkiyetsiz Özgürlük Anlayışı’na HAYIR!

Toplanma özgürlüğünün gerçekleştirilmesi, kamusal alan olarak tanımlanan yerlerde yapıldığı müddetçe mutlaka diğer özgürlüklerin ihlali ile karşılaşırız. Sıhhiye meydanı, kamusal bir alan olarak, bireylerin kullanım noktasında eşit özgürlüğe sahip oldukları bir yerdir. Ancak ne var ki bu ifade de yeterli değildir. Çünkü eğer herkes eşit özgürlüğe sahipse, o zaman herkes aynı anda bu hakkını işleme sokmak isterse meydanın kilitlenmesi söz konusu olabilir! Daha da ilginci, her grup aralarında anlaşıp haftanın belirli günlerinde toplanabilirler, böylece meydanın kullanımını imkansız hale getirebilirler!

O halde ifademizi değiştirmek zorundayız. Dahası, öncüllerimizi bütünüyle gözden geçirmeliyiz. Kamusal bir alanın kullanımı, herkese açık olduğu için, herkesin söz sahibi olduğu, fakat sonuç olarak kimseye ait olmayan bir durumu yansıtır. Peki sorun nasıl çözülür; işte, orada kamu mekanizması devreye girer, ve aynı anda hem herkese hem de hiç kimseye ait olan bir yerin kullanımını kendi üzerine alır. Sonra da, dünkü manzaralar ortaya çıkar: kamu otoritesi, keyfi biçimde, bu hak ve özgürlüğün dağıtımını yapar, birilerine özgürlüğü, birilerinin özgürlüğünü ihlal ederek verir.  

Yapılması gereken şudur; toplanma özgürlüğü, icra edilmek istendiği vakit, bu tip şeyler için dizayn edilmiş sosyal alanlarda, bedeli karşılanmak suretiyle, gerçekleştirilebilir. İkincisi, bu gibi yerler, toplanma özgürlüğü sağlarken hiçbir şekilde bu toplanma’nın dışında kalanlar açısından maliyet unsuru yaratmamalıdır. Üçüncü olarak, söz konusu yerlerde toplanan insanlar, bu yerlerin finansmanını sağlamalıdır, başkalarına bunu yüklememelidirler. Son olarak kamu otoritesi, bu gibi durumlarda sadece adli ve güvenlik gücünü devreye sokmalı, onun dışında yetkilendirilmemelidir.
Yorumlar (1)Add Comment
0
kadir
Kasım 08, 2011
Oy sayısı: +0
...

Yapılması gereken şudur; toplanma özgürlüğü, icra edilmek istendiği vakit, bu tip şeyler için dizayn edilmiş sosyal alanlarda, bedeli karşılanmak suretiyle, gerçekleştirilebilir?????
Özgürlük bedeli ödenen alanlanlarda icra edilmek istenen bir şey olabilir mi? Kamusal alanda önemli olan bir şey de kamuoyu yaratabilmek veya görünür kılınabilmektir. Soyutlanan bir alanda bu nasıl gerçekleştirilebilir?

Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Son Yazılar