gototopgototop
  3H Blog


Jüristokrasi ve Demokrasi Sarkacında İlerleyen Modern Türkiye

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

Türkiye’nin siyasi yapısında hakim unsur aşkın devlet geleneği ve toplumun bilfiil bu aşkınlık içerisinde kontrollü tutulmasıdır. Türk modernleşmesi denilen olay da zaten budur. Felsefi-düşünsel hiçbir amaç ve araç taşımayan bu modernleşme, tamamen kurumsal devlet anlayışının güçlendirilmesi üzerine oturtulmuştur. Batı’da mülkiyet ilişkilerine dayalı gelişen ve zaman içerisinde iktidarın sınırlandırılması ve sivil toplumun genişlemesi gibi “toplumsal” bir nitelik taşıyan hakiki modernleşme Türkiye’de hiçbir zaman görülmemiştir. Tüm modernleşme hareketleri ve çabaları toplumun düşünsel bir refleksi veya başkaldırısı olarak değil, devletin kendi iktidar yapısını güçlendirme ve bu yapının meşruiyetini sağlama alma çabası ile sonuçlanmıştır. Sonuçta Türk modernleşmesi tek kelimeyle özetlenecek olursa, reel-politik etkisinde gelişen ve daha ziyade “realist-pragmatist” çizgiler içeren bir olgudur.

Şimdi bu girizgahı neden yaptım? İki nedenden ötürü. Birincisi, Türk modernleşmesinin realizm bağlamında gelişen pragmatist çizgisi, kurumsal bir çizgide ve çok dar bir kadro, yani yönetici sınıf tarafından yürütülmüştür. Bu haliyle Türk modernleşmesi aslında iktidar grubunun toplumsal hayat üzerindeki egemenliğinin biçim değiştirmesidir. Dolayısıyla Türk modernleşmesi bir iktidar projesidir. İkinci olarak, Batı modernleşmesi toplumsal alanda felsefi ve düşünsel bir zihniyetin sonucunda gerçekleşmiştir. Aklın üstünlüğüne dayalı Aydınlanma zihniyetinin temelinde akıl sahibi bireyin iktidara karşı geliştirdiği savaşın bir göstergesi vardır. Bu haliyle Batı modernleşmesi, güce karşı iktidarı da aşan bir üstünlüğün savunusunu yaparak iktidarın meşruiyetini sorgulamıştır. Bu üstünlük olan akıl, beşeriyet karşısında bireyin varoluşsal üstünlüğünü ve önceliğini garanti altına alır. Bu olgusal tezahür ile bireyin iktidar karşısındaki konumu yeniden belirlenir.
Read More

Bu konum ise iktidar gibi maddi bir öğenin akıl gibi metafizik önermenin karşısındaki sınırlarını çizer. Dolayısıyla Batı modernleşmesi pratiğe karşı hep bir ideal arayışı içinde olur, ve bu ideal demokrasi idealidir. Türk modernleşmesinde ise iktidar merkezli bir biçimlendirme projesi açığa çıktığından, iktidarın kendisi metafizik bir üstünlüğe dayalı hale gelir, böylece idealin yerine kendisini yerleştirir. Bu idealizasyon ise pratikte iktidarın kurumsal denetim ve kontrolü ile sabitlenerek kendisini Jüristokrasi olarak gösterir.

Demokrasi ile Jüristokrasi arasındaki fark, aslında ideal ile pratik arasındaki çatışmaya işaret eder. Başka bir deyişle, akıl sahibi birey ile güç sahibi iktidar, ya da, akıl yoluyla özgürleşen birey ile güce dayalı otoriteye dayanan iktidar arasındaki bir çatışmadır. Batı modernleşmesi bu çatışmayı sözleşme ile aşmıştır. Ancak bu “sözleşme” ideali basit algılanmamalıdır. Zira hukuk mantığı içerisinde şunu biliyoruz ki, sözleşme eşitler arasında gerçekleşen bir şeydir. Bu eşitlik hak, sorumluluk ve yetki arasındadır. Şu halde Batı zihniyetinde iktidar ile birey arasında aksiyomatik olarak kurulan sözleşme bağının temelinde, bireyin iktidar karşısında onunla sözleşme yapabilecek, hatta ona karşı imtiyaz ve yetki elde edecek bir pozisyona gelmesi fikri vardır.

Türkiye’de böylesi bir “sözleşme” zihniyeti kurulabilir mi, bilemem. Ancak Türk modernleşmesinin ilerleyişine bakılacak olursa, bu epey zor gözüküyor. Ancak birey hak ve özgürlüklerinin serbest piyasaya dayalı toplumsal bir sisteme doğru entegre olmasıyla bu olumsuzluğun kalkacağını düşünmekteyim. Çünkü mülkiyete dayalı bir sivil toplumun giderek iktidarı sınırlandıracağı ve iktidar karşısında elde edeceği hak ve yetkiler ile bir “sözleşme ideali”nden bahsetmek mümkün olabilir. Bu nedenle olaylara daha üst, derin ve felsefi bir açıdan yaklaşılması gerekmektedir.
Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Son Yazılar