There are no translations available.
Piyasa Başarısızlığı Teorisi (market failure theory) uzun zamandır iktisadi literatürde piyasa üzerinde devlet müdahalelerini meşrulaştırmaya dönük öneriler ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu taraf yazarlara göre piyasa başarısızlık üreten bir olgudur, ekonomik dengeyi kırılganlaştırmaktadır ve istikrar sorunu yaratmaktadır. Ancak bu yazarların göz ardı ettikleri en temel nokta devletin 1970’li yıllardan itibaren hayli fazla yükselttikleri müdahale hızının da “olumsuz” sonuçlar yaratmış olmasıdır. Kaldı ki söz konusu dönemin ardından ortaya atılan Devletin Başarısızlığı Teorisi (governmental failure theory) piyasaya dönük eleştirileri cevaplamaya başlamıştır. Piyasanın başarısızlığından dem vuran yazarlara göre birincil sorun piyasanın rekabeti engellemesi ve önlemesidir. Tekel oluşumlarından, işverenler arası oluşan birliklere kadar giden yapılanma ve süreçler eleştiri bombardımanına tabi tutulmuştur. Bu yazarlara göre devlet, piyasa ortamındaki bu rekabeti önleyici oluşumları engellemeli ve tam rekabet durumunu yaratılması için önleyici müdahaleler almaya yetkili olmalıdır.
Kabul etmek gerekir ki, piyasa ortamında tam rekabet şartları her zaman geçerli değildir. Ancak şurası unutulmamalıdır; piyasa, bireylerin özgürce faaliyette bulunmalarından ötürü öncelikle “ahlaken” geçerli bir sistemdir. Özel mülkiyet ve serbest mübadele gibi olguların anlam kazanmaları da işte bu sebepledir.
Read MoreKaldı ki piyasa, merkezi bir planlamaya karşı olduğu gibi bu argümanın arkasında felsefi bir ilkeyi saklı tutar: o da, yıllar evvel Hayek’in pek yerinde vurguladığı gibi “…toplum, o denli karmaşık ve kompleks bir hüviyete sahiptir k, onu planlamak, inşa etmek ve düzenlemek imkansızdır”. Bu sebeple piyasa, felsefi olarak, herhangi bir ütopik amaçsalcılığa veya bu uğurda yapılacak bir düzenlemeye daha başından karşıdır. Dolayısıyla piyasa, bireylerin toplum içindeki yer, konum ve eylemlerinin önceden ya da gelişim sürecinde herhangi bir düzenlemeye tabi tutulmadan sürdürülebilmesini savunur. Bu nedenle piyasanın savunduğu şey “herkesi zengin yapalım” ya da “herkesi rekabet ettirelim” gibi planlamacı bir zihniyetin öne sürdüğü ütopik amaçlar değil; kimsenin herhangi bir amaç uğrunda feda edilmemesidir. İşte bu nedenle piyansın asıl savunduğu şey, herkesin zengin olmasından evvel herkesin özgür bırakılmasını sağlayacak koşulları yaratmaktır. Piyasayı piyasa yapan da budur.
Üstelik, piyasada geçerli olmadığından yakınılan rekabet şartları acaba devletçi bir düzende ne kadar verimli çalışmaktadır? Devlet, ekonomik rekabet koşullarından evvel siyasal rekabet koşullarını ne kadar uygulayabilmektedir? Örneğin, tam ve etkin çalışan bir plüralist sistem dışında hemen hiçbir rejim rekabet şartlarını uygulayamayacaktır. Yine ifade hürriyet alanının geniş tutulmadığı – adı ister demokratik olsun – bir rejimde yine tam rekabet kuralları geçerli olmayacaktır. Bunun yanında, kamu harcamalarının “siyasal amaçlı” kullanılması riski acaba nasıl önlenebilir? Piyasada faaliyet gösteren bir müteşebbis kar amacı güderken kendisini müşterilerine karşı sorumlu hissetmek mecburiyetini taşırken, hükümetin uygulamaya koyduğu kamu harcamalarının sadece “özel bir kesim”i dikkate alınması riski nasıl önlenecektir?
Politikada hepimizin yakından bildiği “patronaj” ilişkilerinin, karar mercileri üzerinde oldukça etkin olduğu su götürmez bir gerçektir. Halkın vergilerinden oluşan kamu kaynaklarının politik amaçlar dahilinde kullanılması sonucu ortaya çıkan “adaletsiz” durum, piyasa başarısızlığı teorisi’ni savunanlar tarafından nasıl karşılanmaktadır? Daha da vahimi, Hayek’in tasvir ettiği bu kompleks ve düzenlenemez yapıyı düzenlemeye kalkışırken ortaya çıkan yan etkilerin varlığından neden bu teoride söz edilmemektedir?
Kamu kaynaklarının geniş ölçekte olduğu bir siyasal sistem, söz konusu kaynakların politik amaçlar doğrultusunda kullanıldığı bir siyasal sistemdir. Politika, böyle bir sistemde giderek rant yaratma ve yandaşlarını kollama faaliyeti haline gelebilir. Kamu gücünün sahip olduğu bu imkan, ekonomik ilişkileri piyasa ortamından çıkartarak ekonomik dengeyi bilfiil kendisinin bozacağı bir noktaya taşıyan baş etmen olmaktadır.
Piyasa başarısızlığını savunanların kullandığı bir başka argüman daha var; Adaletsizlik! Bu argümana göre, piyasa sürecinde gelişen gelir ve servet durumu adaletsizdir. Oysa ki, piyasa kimseye zengin olma hayalini vermez. O, sadece herkesi yarışa başlatır – kaldı ki bazıları bu yarışa “eşit olmayan koşullarda başlamış olabilir” (burada Nozick’ten alıntı yapıyorum) – ve kimseye sonuç hakkında bir garanti vermez. Eğer aksi olsaydı, herkes sonuçlardan haberdar olsaydı, riske dayalı girişim faaliyetleri ortaya çıkabilir miydi? Mises’in çok güzel tespiti üzerine, bu konu tam da sosyalist bir düzenin niçin çökeceğinin ipuçlarını vermektedir. Çünkü Mises’e göre sosyalist bir ekonominin çöküşünün altında yatan neden, onun, piyasanın sahip olduğu kar-girişim-risk-üretim gibi olguların zincirleme birlikteliğine inanmamasında yatmaktadır. Çünkü sosyalist bir düzen, girişim ve üretimi harekete geçiren olgunun risk ve kar beklentisi olduğunun farkında değildir.
Dahası da var. İnsanoğlunun kaderini ona söyleseydiniz, o yine tüm meşakkatli ve tehlikeli uğraşlar sonucunda ortaya koyacağı buluşları yine yapar mıydı? İnsanın kaderini bilememesi ütopyacı-rasyonalistlere göre bir zaaftır ve düzeltilmesi gerekir. Oysa kaderinden bihaber olmak, insanoğlunun yaratıcı zekasını ve girişimci ruhunu ortaya çıkartan temel etmen olmuştur.
Piyasada olmadığı varsayılan “adalet” olgusunun devletçi bir ekonomide olduğu da şüpheli görünmektedir. Kamu harcamalarını seçim bölgelerine yönlendirerek, toplumdaki işgücünü politik amaçlar dahilinde kullanmak acaba adaletli midir? Piyasada tüm müteşebbisler hizmet aktardıkları tüketiciler tarafından devamlı surette bir denetime tabi tutulurken, kamu harcamalarını yönlendiren hükümetlerin hizmet sundukları vatandaşlar tarafından denetime tabi tutulmaları yine aynı oranda mı gelişmektedir?
Sonuç olarak, piyasa sistemi belirli-kesin-öngörülebilir sonuçlar yaratma adına her şeyi düzenleme altına almaya kalkan planlamacı modelin aksine, her bireyin sonuçlarından kendisinin sorumlu olacağı gibi ödülünü de yine kendisinin alacağı bir düzeni tahayyül eder. Toplumun gelişigüzel planlanması veyahut düzenlenmesi sonucunda ortaya çıkacak modelin başarısından söz etmek kadar anlamsız bir şey yoktur. Çünkü yarınımızı bilmediğimiz gibi, bugün ne kadar yarını mükemmelleştirirsek mükemmelleştirelim, yarından sonraki gün hakkında yine muamma ve bilgisizlik etrafımızı saracaktır. Planlama, kaderin sonuna dek aynı işlevde devam edemeyecektir. Oysa insanoğlu, bugünlerini yaratan geçmişi ve geçmişi bugünlere taşımaya yardımcı olan tüm kaynakları, kaderini bilemediği için yaratabilmiştir. Çünkü bu bilgisizlik, ona aklını kullanma ve tercih yapma imkanı sağlamıştır. Piyasa ile planlama arasındaki çatışma iktisadi bir model tartışması değil, insanoğlunun tabiatına ve neler yapabileceğini belirleyen kapasitesine dair bir tartışmadır.
Favori olarak işaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 1069
Yorumlar (0)

| < Prev | Next > |
|---|








