gototopgototop
  3H Blog


Yüksek Yargının Demokratik Meşruiyeti için EVET!

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

mesruiyet_sorunu

Yüksek Lisans'tan bir arkadaşım, anayasa paketine dair itirazlarını şu aşağıdaki paragrafta olduğu gibi benimle paylaştı:

"Öncelikle geçici 15.maddenin kaldırılmasının 12 eylül darbecilerinin yargılanması için değil sadece insanların dikkatlerini bu noktaya çekerek, değişikliğin kabul ettirilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Bir de tabi seçim günü yargı konusunun zamanaşımına uğraması durumu sözkonusu! Zamanaşımının tam da o gün doluyor olması tuhaf!146.madde değişikliği ki bence en önemli madde bu: Anayasa mahkemesinin 4 asil üyesinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi, gerikalan 10 tanesinde de son sözü söyleyecek olması! eh geriye kalan üyeleri de meclis seçecek? ... Umarım merakını giderebilmişimdir."

Ben de aşağıdaki metindeki gibi, kendisine bir cevap verdim. Bir çok kemalistin temel itirazlarına bir cevap niteliğinde olduğundan, websitesine de koyalım dedik bu yazıyı. Hukukçu değilim ama konuya az buçuk vakıf arkadaşların değerlendirmelerini de alabilirsem memnun olurum..

"

Derya, 15. madde konusunda haklı olabilirsin. Yalnız bu hayır demen için bir gerekçe oluşturmuyor; zira tersi bir yaptırım söz konusu değil. Yani senin tespitine bakan birisi, şu an darbeciler yargılanabiliyor da AKP bunu engelliyor zannedebilir. Halbuki tam aksine o maddenin kalkmasıyla beraber; darbecilere su mesaj veriliyor: "Artık anayasal demokratik düzeni kaldırmaya calısmak cezasız kalamaz".

Kaldı ki zaman aşımı ile ilgili de tek bir yorum yok. Kimi anayasa hukuku profesörleri, zaman aşımının ancak yargılama yolu açık olduğu zamanlarda işleyebileceğini; aksi halde 30 yıllık zaman aşımı süresinin yasal engellerin ortadan kalktığı anda başlayacağını iddia etmektedir. zamanın varsa, Mustafa Erdoğan'dan şu makaleyi okumanı öneririm:

12 Eylülcüler Yargılanabilir mi?

Bunun yanında anayasa mahkemesine üye seçimi konusunda sanırım itirazların var. Ama itirazlarından anladığım kadarıyla, cumhurbaşkanı ve meclisin anayasa mahkemesine üye seçmesinden memnun değil gibisin. Yani halk tarafından temsil edilen organların (cumhurbaşkanı da artık seçiliyor biliyorsun), neredeyse tamamıyla siyasi bir mahkeme olan anayasa mahkemesi üzerinde hiç bir tasarrufu olmaması gerektiğini düşünüyorsun. Detaya girmeden önce bir not; "geriye kalan üyeleri de meclis seçecek" cümlende açığa vurduğun, meclise karşı duymus oldugun guvensizlik, aklıma halkı cahil bulan tipleri getirdi. Demokrasi dediğimiz siyasi methodun en önemli organı meclistir; geriye tabi ki meclis kalacak; bizi makro siyasette başka temsil eden organ mı var allah aşkına.

Lafı tam da demokratik temsiliyete getirmişken; sahi yüksek yargı, "hukuku koruma ve işletme" görevini kimin adına yapıyor? Kendi adına mı, asker adına mı, bürokrasi adına mı, resmi ideoloji adına mı; yoksa halk adına mı? Umarım cevabın sonuncusudur, zira halk dışında vereceğin cevap bu tartışmayı burada bitirir; totalitarizm savunucularıyla anayasa değişikliğini konuşmak bence gereksiz.

Şayet, yüksek yargı da tıpkı meclis gibi kendisine düşen görev ve sorumlulukları "halk adına" yapıyorsa, böyle kurumların mutlaka ama mutlaka halka hesap verme zorunlulukları doğar. Meşruiyet dediğimiz kavram da budur zaten; halk adına yetki kullanan kişilerin halkı temsil etme ve ona gerektiğinde hesap verme zorunluluğu. Meclise biz yasa yapma yetkisini veriyoruz; ne karşılığında, halk adına karar vermesi karşılığında. Peki halkı temsil etmediğini düşündüğümüz noktada ne yapıyor bu meclis temsilcileri; bize hesap verme zorunluluğu hissediyorlar, zira bizim o yetkiyi verdiğimiz gibi geri alacağımızı bildiğinden, milletvekilleri ve bakanlar bir sorumluluk duyuyorlar halka karşı.

Peki yine halk adına karar alan yargı mekanizması için bu geçerli mi? Şu an için tabi ki hayır. Mevcut sistem öyle bir kurulmuş ki, atanmış yargı temsilcileri, kendilerini seçilmiş halk temsilcilerinden önde görüyor ve bu ülkenin gerçek sahibi olduklarına inanıyorlar. O kadar buna güveniyorlar ki bu sarsılmaz sandıkları konumlarına; %46 oy almış bir partiyi 11 kişi olarak kapatma cüretini kendilerinde görebiliyorlar. Yine aynı mahkemenin hukuk dışı kararlarına, anayasa değişiklilklerini esastan bozma delaletini gösterdikleri türban iptal kararında, 367 uydurmasında, bakanlıklara karşı verdikleri yürütmeyi durdurma kararlarında rastlıyoruz. Bu kararlar nihai kararlar ve itiraz edilemiyor. Yani halk adına karar vermesi gereken kişilerin (meclisin, bakanlar kurulunun) nihai kararı, halk tarafından temsil edilmeyen kişiler tarafından bozulabiliyor.

Peki, yüksek mahkemelerin görev alanı madem bu kadar siyasi; yani madem bu kurumlar yasama ve yürütme ile bu kadar iç içe, bu mahkemelerin o zaman demokratik meşrutiyetinin sağlanması gerekmez mi? Tabi ki gerekir.. O zaman bu mahkeme üyelerinin seçiminde halkın da söz alması gerekir.

Peki halk bu organlara direkt üye seçebilir mi? Bu pratikte zor ve yargıyı da partizanlastırabilecek bir hamle. Peki dünya bu meseleyi nasıl çözmüş? Halk adına temsil yetkisi olan organlara bu görevi devrederek. Avrupa'da lütfen anayasa mahkemesi seçim usullerine bak.. Türkiye dışında hiç bir ülkede senin o "burun kıvırdığın" meclisin anayasa mahkemesi üyesi atayamama gibi bir durumu söz konusu değil. Bazı ülkede hepsini, bazı ülkelerde yarısını, bazı ülkelerde 3 te birini meclis atıyor. 3'te bir dediğim yerlerde de, aynen bu paketin öngördüğü gibi, geri kalanını cumhurbaşkanları ve yüksek mahkemeler atıyor. Ne için? Yargı'nın yasama ve yürütme üzerindeki vesayetini engellemek ve yargının aldığı kararlara halkın temsil yetkisini de kazandırmak için. Aksi zaten demokrasiyi değil ancak juristokrasiyi mümkün kılar. Yani hakimler devletini..

12 eylülün getirdiği hukuk sistemini hiç bir Avrupa ülkesinde savunamazsın. Ama nedense burada kendini eğitimli ve modern ve daha Avrupalı sanan jenerasyon, en ilkel şeyleri sırf çağdaşlık adına savunabiliyor. Bu da bizim ülkemizin bize yaşattığı bir çok paradokstan sadece biri..

Siyaset teorisinin kendi içerisinde bir mantığı vardır ve bu mantığı kapmak için ileri demokrasilerdeki pratiklere bakmak gerekir. Salt kulaktan duyma alaturka argumanları papağan gibi tekrarlayarak, , doğumumuzdan bu güne tüm sosyal hayatımızı kuşatan resmi ideolojinin benliğimize saldığı sanal tehditlere karşı "vatanımızı ve milletimizi" koruduğunu ve kolladığını sanmak Don Kişot'luktan başka bir şey değil. Hele ki bu komik pozisyonun, "sözde" eğitimli kesim tarafından üstlenmesi, tam bir trajedi.

"

 

Yorumlar (4)Add Comment
0
i.b
Eylül 13, 2010
Oy sayısı: +0
...

halkın iradesine saygım var,fakat değişiklikteki şu durum dikkat çekici:nitelikli çoğunluk yerine salt çoğunlukla bu sistem yürüyecek.bu demokratik bir tutum değil.r.tayyip erdoğan'ın iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum bu konuda.

0
Mert123
Eylül 19, 2010
Oy sayısı: +0
Meclise Güvenmek

Alper Bey, öyle kurnazca aklınız sıra laf oyunları yapıyorsunuz ki, sözü demokrasiye getirmeye çalışıyorsunuz. Meclise güvenmeyen biri halk cahil buluyormuş şuymuş buymuş.

Anayasanın kendisi, yüksek yargı, Anayasa Mahkemesi ve cumhurbaşkanlığı salt çoğunlukla filan değil, toplumun büyük onayıyla seçilmelidir. Yani bu kişiler anlaşmazlıklara çözüm buldukları için tarafsızlıkları önemlidir ve toplumun büyük kesimi onların tarafsızlığa güvenmelidir. O yüzden 3'de 2 çoğunluk aranır.

Demokrasi adam gibiyse demokrasidir. Türkiye'de bozuk bir seçim sistemi var. İstanbul'da 100.000 oy 1 milletvekili çıkarıyor, Anadolu'da 20.000 oy 1 milletvekili çıkarıyor.

AK Parti ve diğer sağ partiler daha çok Anadolu ve kırsal kesimden oy alıyor. Ayrıca bir de baraj olayı var.

Yani beyfendi 2002 seçimlerine bakalım:

AKP 10.848.704 oy almış, bu oyların 4,43'ü. Ve bu oyla meclisin f'ına sahip olmuş...

2007 seçimlerinde 16.327.291 oy, F,58. Ve bu oyla da meclisin b'ini ele geçirmiş.

Bir seçimde 4 oy alıyor ama f sandalye ele geçiriyor. Diğer seçimde G oy alıyor ama sandalye b'ye düşüyor :D Komedi :D

Şimdi söyleyin bakalım Türkiye'nin aydın insanlarını, demokratlarını ve hayırcıları darbeci, anti-demokrat yapan beyfendi: Milletin iradesini doğru düzgün yansıtmayan bir meclise güvenmek doğru mudur?

Sen milletin iradesini yansıtmayan bir meclise güvenerek anti demokratik olmuyor musun?

Neden çok demokratik AKP elinde güç varken bu bozuk sistemi değiştirmiyor?

Alper Akalın senden adam gibi cevap bekliyorum: Doğru düzgün milli iradeyi yansıtmayan meclis yüksek yargıyı seçebilir mi?

Eğer buna cevap vermezsen hal böyleyken akpnin paralı adamı olduğunu düşünmeye başlayacağım.

0
Mert123
Eylül 19, 2010
Oy sayısı: +0
Asıl sistem

Bence "tek demokratik" seçenek hem cumhurbaşkanını hem de yüksek yargı üyelerini meclisin 4'de 3 çoğunlukla seçmesidir.

Ama gerçek milli iradeyi yansıtan meclisin. 5 oy almış partinin meclisin 5'ine hakim olduğu bir meclisin!

Bütün yüksek yargı üyelerini meclis seçsin. Herkes tarafsız bir adayda anlaşsın ve 4'de 3 oy alan seçilsin.

AKP bunu yapar mı? Asla yapmaz! Çünkü adamların amacı demokrasi filan değil. Yargıyı kendilerine bağlamak. Bunu anlamamak için insanın aptal, kör veya akpnin paralı adamı olması lazım.

0
Mert123
Eylül 19, 2010
Oy sayısı: +0
Duzeltme

Site yazılımınızın yüzdeleri script olarak işlemesi nedeniyle yazım tam çıkmamış yine. Aşağıda düzeltiyorum:

AKP 10.848.704 oy almış, bu oyların yüzde 34'ü. Ve bu oyla meclisin yüzde 66'sına sahip olmuş...

2007 seçimlerinde 16.327.291 oy, yüzde 46 nokta 58. Ve bu oyla da meclisin yüzde 62sini ele geçirmiş.

Bir seçimde 34 oy alıyor ama yüzde 66 sandalye ele geçiriyor. Diğer seçimde yüzde 47 oy alıyor ama sandalye 62 'ye düşüyor :D Komedi :D

Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Benzer MakalelerSon Yazılar