gototopgototop
  3H Blog


Türkiye’nin ‘Sloven’leri ve Kürt milliyetçilerine

E-mail Print PDF
Share
There are no translations available.

Milliyetçilik illiberaldirTürkiye’deki demokratik açılım sürecinin en bariz katkısının daha evvel bu ülkede tartışılamayan konuların tartışılmasına sağladığı olanaklar olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her ne kadar eski devlet alışkanlıklarımızdan olduğu üzere tartışmaların bir tarafı olan Kürt’lerin ifade hürriyeti önünde soruşturma tehditleri olsa da bu tartışmaların ufkumuzu açtığını ve Kürt sorunun gelecekteki seyri açısından olumlu katkılar sunacağını ifade etmek pekâlâ mümkün gözüküyor.

Kürt sorunun çözüm reçeteleri ve şiddet ortamının bitirilmesi konuları bir tarafa en dikkat çeken tartışmalar, Cumhuriyetten Orhan Bursalı’nın ve ardından Ertuğrul Özkök’ün ayrılma imalı yazıları oldu. Aslında tarz itibariyle iyi niyet kokmayan ancak ifade hürriyeti kapsamında bulunan ve saygı duyulması gereken bu fikirler ülke kamuoyunca kabul görmediği gibi yoğun tepkiler aldı. Ayrıca ayrılıkçılığa ve ayrılıkçılığın ima edilmesine dahi alerjisi olan cari hukuk sistemimiz tipik refleksini göstermeyip Bursalı ve Özkök hakkında soruşturma başlatmadı.

Ne var ki, ayrılıktan çok daha masumane, üniter devlet içerisindeki siyasal sistemin ve anti demokratik uygulamaların çarpıklıklarını sorgulamak ve kendi çözüm önerisini sunmak isteyen bir niyetle, partisinin “demokratik özerklik” projesini savunan Osman Baydemir yoğun bir saldırıya uğradı. Önce İçişleri Bakanlığı inceleme başlattı ardından Tunceli Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma açtı. Ayrılığı açık açık konuşalım diyen yazarlara olması gerektiği gibi soruşturma açmayan zihniyetin, siyasal bir tez ileri süren Baydemir’e olan yaklaşımı aslında sistemin Kürtlere karşı olan bakışının kodlarını bir kez daha perçinlemiş oldu. İfade hürriyetine gerçekten inanan ve bu ülkenin gerçekten namuslu aydın ve siyasetçileri bilmelidirler ki inceleme ve soruşturma açılması gereken biri varsa bu, Sayın Baydemir’in ifade hürriyetine karşı saygısızca ‘organları yer değiştirmiş adam’ diyen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek olmalıydı.

Balkanlar örneği ve ayrılık

Bütün bu tartışmaların ışığında dikkat edilmesi gereken ve tahlile şayan bir diğer vurgu ise Gazete Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca’dan geldi. Bölünme konusunun Balkanlar’da bir eğilim haline geldiğinin altını çizdiği ilk yazıda, ‘şimdi de’ Kosova’nın Kuzey Mitraviça bölgesinde yaşayan Sırpların ‘özerklik’ istemeye hazırlandığını, Kosova’da ve Makedonya’da Türkler ve Arnavutlar arasında başlayan mikro milliyetçi gerilimi aktarıyordu yazar. Yazı dizisinden anlaşılan oydu ki, avantajlı durumda olmayan bölgeler bölünmeden fazlasıyla zararlı çıkmış, vaktiyle ‘totaliter, sansürcü, antidemokratik’ buldukları Tito dönemini hayırla anar hale gelmişlerdi. ‘O zamanlar itibarımız vardı, şimdi zayıf, alelade bir ülkeyiz’ serzenişi, kendisini ifade eden konuşmacıların kullandığı ortak temaydı. Nihal Bengisu Karaca, Balkanlar ve Kürtler konulu son makalesinde ise, Balkanlardaki ayrılık yanlılarının ‘kendisini ayrıcalıklı gören’ ve daha sonra ‘Slovenya’ adını alan bölge insanının değirmenine nasıl su taşıdığına dikkat çekiyor ve durumun Kürt milliyetçileri ve şimdilerde açıktan açığa bölünmeyi düşünmeye başlayan ‘Beyaz Türkler’ arasındaki ilişkiye benzediğine dikkat çekiyordu.

Yugoslavya’nın dağılma sürecinden sonra ayrılığı ve kendi refahlarını savunan Slovenler, başka halkların yükünü çekmemek ve kendi ulusunun yaşam kalitesini yükseltmek için ayrılığı savunmuş ve ardından bunu başararak Avrupa Birliğine üye olmuştu. Kürt sorunu için “Şimdilerde Türkiye’de bu bölgeden kurtulursak, vergilerimiz boşa gitmez, zenginliğimiz bölüşülmez, AB’ye gireriz ve ‘töre cinayetleri’ gibi barbarlıklarla da anılmaktan kurtuluruz diye düşünen bir kesim var” diyen Karaca, benzerliğin altını çizerek, bir de uyarıda bulunuyordu: “Türkiye Yugoslavya olur mu? Endişesini sadece Türk ulusalcılarının değil, Kürt milliyetçilerinin de sorması ve dert edinmesi gerekiyor” diye ekliyordu.

Nihal Bengisu Karaca, bir nevi “Türkiye’nin Slovenleri” sayılabilecek beyaz Türkler ve öteki tarafta duran Kürt milliyetçilerinin birbirini besleyen ve tetikleyen duygu durumlarının yol açabileceği tehlikeli sonuçlar vurgusunda haklıydı ve bu sorun aslında enine boyuna tartışılmalıydı.

Batı Anadolu Slovenya olmaz

Türkiye’nin Slovenleri iyi bilmelidirler ki Kürtleri dışlayarak ve onurlarını çiğneyerek bir ayrılık dayatmak ne mantıksal ne de sosyolojik olarak mümkün değildir. Kürt sorunun kökeninde birçok unsur yatmakla birlikte bu unsurlardan birisi de birinci dünya savaşı sonrası çizilen yapay sınırlar ve Kürtlerin birçok ülkeye dağıtılıp hapsedilmesidir. Bu durumu kaldıramayan ve zorla Türkleştirilmek istenen Türkiye Kürtleri, defalarca isyan etmiş ve çok kan dökülmüştür. Bütün bu kanlı deneyimler ve tarihi arka plan karşısında günümüz dünyasında artık ayrılık tezinin anlamsızlığını ve demokratik cumhuriyetin kıymetini bilen Kürtlere karşı bu tezi bir koz amacıyla ileri sürmek, bir Türk ile bir Kürde Rus ruleti oynatmaktan farksızdır. Bu ülkenin en çok Kürt nüfusuna sahip ilinin İstanbul olduğu düşünüldüğünde yapay sınırlarımızın üstüne ikinci bir yapay sınır çekilmesi, aynı acıların yüz elli yıl daha yaşanmasını garantilemekle eş değer olacaktır. Osmanlı bakiyesi yapay sınırların mahzurlarını gidermekle meşgul ve bölgesine barış getirmek isteyen Türkiye devleti ve dış politikası, ikinci bir yapay sınır vakası kaldıramaz.

Aynı şekilde bu sonucun olası vahametini, günümüz dünya koşullarına rağmen çürümüş klasik ulus devlet yapısını savunan ve “eğer halen kalmışsa” ayrılık taraftarı milliyetçi Kürtlerin de iyi kestirmesi gerekiyor. Bugün itibariyle Kürtler, yaşadıkları acı deneyimlerden sonra bütün kimliklerin kendisini serbestçe ifade ettiği ve var olma imkânı bulduğu, aynı zamanda Avrupa birliği üyesi demokratik bir Türkiye özleminden başka herhangi bir ideale sahip değildirler. Aksi halin, yani ayrılık sonucunun henüz demokratikleşmesini tamamlamamış bir Türkiye Cumhuriyetinin bakiyesi olan ve 3. dünya ülkeleri içerisinde ilk sırasını kapmış otoriter bir Kürt devletine evrileceği sonucu bütün akıllı Kürtlerce iyi bilinmektedir.

Demokratik özerklik tartışmaları BDP’nin Demokratik özerklik projesi, esas itibariyle Kürtleri dışlayan ve yerel demokrasi düşmanlığı ile malul, katı merkeziyetçi anlayışı savunan Türkiye’nin elit bürokrat kesimine karşı bir haykırış olarak algılanabilir. Ne var ki etkiye tepki olarak nitelendirilebilecek bu çıkışın tamamıyla sağlıklı bir sonuç yaratabilmesi için daha net öneriler ifade etmesi gerekiyor. Örneğin güneydoğuda sadece çoğunluğu yani Kürtleri merkeze alacak bir özerkliğin demokratikliği bizce tartışmalı olacaktır. BDP projesi maalesef etnisiteye dayalı bir proje iması vermekte ve bölgede yaşayan Arap, Ermeni, Ezidi, Süryani halklarına ve geleceklerine ilişkin somut bir öneri içermemektedir. Sözünü ettiğimiz bu etnik yapıların çoğunlukçu anlayış içerisinde eriyip kaybolmasını engelleyecek unsurlar, partinin internet sitesinde yayınlanan projedeki bir iki cümlelik atıfla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.

Ayrıca, Türkiye’deki katı merkeziyetçi yapı, bürokratik hantallık, merkezin temsilcilerinin vatandaşın elinden tutup adalete ulaştırma işlevinden çok, devleti koruyup kollayan refleksleri bütün siyaset bilimcileri ve hukukçular tarafından bilinen ve öteden beri tartışılan bir olgudur. Yine, merkezin temsilcileri olan Valilerin, kaymakamların, kimi yargıçların ve bürokratların görev yaptığı bölgelerde âli devletin lütufçuları pozisyonunda bulunarak devletin geçmişteki bütün günahlarının en büyük ortak ve bileşenleri olduğu da bilinmektedir. İster özerklik adı altında isterse de başka bir adla yerel yönetimlerin güçlenmesini istemek BDP siyaseti açısından elbette anlaşılabilir ve makûl bir talep olarak kabul edilebilir. Ancak BDP’nin bu talebinin gerçekleşebilmesi için öncelikle ülkedeki katı merkeziyetçi anlayışın ve elit bürokratik yapının yıkılması gerekiyor. Tam da bu noktada, mevcut çarpık bürokratik anlayışa karşı büyük bir darbe indiren anayasal değişiklikleri “içerisinde Kürtler yok” savıyla boykot eden BDP, aslında kendi projesi olan demokratik özerklik projesiyle çelişmektedir.

BDP, mevcut projesini geliştirmek ve hayatiyet kazandırabilmek için bütün ülke içerisinde derinlikli araştırmalar yapmalı, her türlü etnik, sınıfsal ve cinsiyet ayırımcılığını masaya yatırmalıdır. Yerel yönetimler ve belediyecilik alanında azımsanmayacak bir deneyime sahip olan bu parti, kamu hukukundan kaynaklanan hukuksal eksiklikleri geniş bir mevzuat önerisiyle geliştirmelidir. Yine BDP, 2004 yılında dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından, anayasadaki “tekil devlet” modeline aykırı bulunduğu gerekçesiyle kısmen veto edilen yerel yönetimler yasa tasarısını kendi projesiyle makul bir şekilde bağdaştırır ve yasallaşması yolunu zorlarsa bu konuda ülke yönetimine büyük bir katkı sağlama fırsatı yakalayabilir.

Sonuç olarak hükümet, geliştirdiği başarılı ve yeni Türkiye dış politikasıyla, başta kendi sınırları içerisindeki Kürt’lerin sorunlarını ve diğer ayırımcılık konularını çözmekle birlikte, Balkanlar, Kafkaslar ve Arap dünyasının sorunlarını çözme iradesine kararlılıkla devam etmelidir. Balkanlar örneğini iyi tahlil etmesi gereken Türkiye, Avrupa Birliği sürecini askıya almadan öncelikle kendi evindeki kavgayı bitirmeyi başarabilmelidir. Kendi iç kavgasını bitirme iradesini gösterebilirse çevresindeki sorunları da rahatlıkla çözebilecek psikolojik güç ve deneyime sahip olacaktır. Böylelikle Türkiye, gerçekten bölgesinin en önemli gücü, dünyanın da en önemli aktörleri arasındaki yerini hızla alacaktır.
Yorumlar (2)Add Comment
0
Haydar Eren
August 18, 2010
Oy sayısı: +0
Kürt dostunuz varmi?

Cerkez tanidiginiz varmi?
Benim var.
Pek caktirmazlar ama biraz dikkatle izlerseniz Cerkezlerin asaletleriyle gururlandigini farkedersiniz.
Gelenekleri, kulturleri, aile yapilari soz konusu oldugunda kendilerini Dunyanin tepesinde gorurler.
Hele kendi aralarindaki sohbetlerde, cocuklarini yetistirirlerken bu konular dantel gibi islenir.
Halk olarak boylesine gururlular.
Adamlar haklilarda.
Imrenirim.
***

Kürt dostunuz varmi?
Yok ise beni dostunuz olarak kabul edin.
Kurtlerde kendi gelenekleri, adetleri, degerleri soz konusu oldugunda kendileri ile gurur duyarlar.
Oyle "dunyanin tepesinde" olmak gibi bir konsept kulturlerinde yoktur ama asalet ve ayip gibi kavramlar Kurtler icin cok onemlidir.
Biraraya geldiklerinde, cocuklarini yetistirirken bunu dantel gibi islerler.

Fakat.
Baskalarinda daha guclu olan, Kurtlerde ciliz olan bir duygu vardir.
Milliyetcilik.
Evet.
Kurtlerde Milliyetcilik duygusu fazla one cikmaz.
Bakin... asiretine sahip cikmaya gelince belki Dunya sampiyonu olurlar. Ama milliyetcilik konusunda durum bu.
Bazilarida zaten "ben Turkum" demekten bile rahatsiz olmaz. Diger Kurtler de ona "niye oyle diyorsun" demez.
Cunku Kurt kulturunde Turk hic bir zaman dusman yada oteki yada yabanci olarak gorulmemistir.
Bir dost, bir komsu, yandaki koyden olanlar gibi davranilmistir.

Bu gun Kurtulus Savasini birlikte verip ortak bir ulkede yasayan Kurtlerin hic birisinde o “yandaki koyden olanlar” la arasina bir hudut cizmek gibi niyeti yoktur.
Hatta o hududu cizmek isteyen “beyaz Turkler”in bu davranisindanda hic haz etmezler.

Bunu onbinlerce Kurt ile samimi sohbetlerde bulunmus bir dostunuzun samimi ifadeleri olarak gorun.
Peki bu bolmek, parcalanmak, ayrilmak gibi ifadeler nerden cikti?
Bunu o surtusmeden cikari olanlara sorun.

*Bu guzel makalesi icin Murat Cicek'i kutlarim.

0
Acı Gerçekler
August 22, 2010
Oy sayısı: +0
Bir hayal peşinde sönen kaderler.

Yazar Balkanlardaki bölünme rüzgarlarını anlatırken bunların hepsinin (SSCB, Yugoslavya, Çekoslavakya) birer Cumhuriyetler birliği olduğunu atlamış. Irak'ta işgal altında olmasına rağmen bir Kürt devleti kurulamıyor, hatta Özerk bir devlet bile kurulamıyor, Kürt Yerel yönetimi adı altında basit bir yapı var. Bir Belediyeden farkı zabıtasının (peşmergeler) ağır silahlara sahip olması. Oda ABD'nin çekilmesi halinde bir toplu sürgün veya katliama uğramamaları için. Irak kürt hareketinin bile elde edemediği Özerkliği Türkiye Kürtlerinin demokratik gibi süslü ifadelerle elde edebileceği hayal ötesi. Devletin birimlerine pusu kurup, çevreye bomba yağdıran bir PKK vatlığı TC için sadece sivrisinek tacizidir. Sanki ordular arası bir zafer kazanmış gibi istekler ortaya koyup, Bölgenin kalkınmasını engellemek kendi halkına ihanettir. Farklı Kürt görüşlerine ölüm korkusu vererek bölgede tek tüfek olan PKK ve Resmi destekcisi DTP'nin demokratik talepleri kurdukları tekelci yapı ile tezat oluşturmuyormu. Bölgenin 30 yıllık Böyle gelmiş böyle gider yapısının tek mağduru Bölge halkıdır. Terörün ülke çapındaki sonucu ise, ocağına ateş düşen fertlerin trajedisidirki, Devlet denen dev yapı bundan hiç etkilenmez. Çözüm Türkler gibi, Çerkesler gibi, Aleviler gibi, Lazlar ve Çingeneler gibi Türkiye istikbalinde birleşmektir.

Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
Son Yazılar